Osmanlı'nın 30. PADİŞAH'ı ve 109. İSLAM HALİFESİ olan 2.MAHMUT'un kurmuş olduğu kanun ordusu 187 yaşında gururla, şerefle 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Bugün yaşayanlar insanlık tarihinin sadece küçük bir parçası. Bizden önce 109 milyar insan yaşadı ve öldü. Bizler, devasa bir mezarlığın üzerinde bir sonraki vardiyayı devralacak olanların gelmesini bekleyen geçici gölgeleriz.
Reklam
Zararına Çalışan Rafineriler: Çin'in Sessiz Hesabı Mart 2026'da Çin'in Shandong bölgesindeki bağımsız rafinerilerin işleme marjı ton başına eksi 530 yuan'a geriledi. Yani bu tesisler her ton petrol işlediklerinde para kaybediyorlardı. Ve rekor düzeyde üretmeye devam ettiler. Serbest piyasa mantığıyla bu açıklanamaz. Ama jeopolitik mantıkla son derece tutarlıdır. Konuya dönelim. ABD, İran'a yönelik yaptırımlarını 2026'nın ilk yarısında sıkılaştırdı. Nisan ortasında başlattığı deniz ablukasıyla İran petrolünün küresel sisteme erişimini kesmeye çalıştı. Pekin ise buna karşı üç hamle yapmıştı — ve hepsini abluka başlamadan önce. Birinci hamle: Petrol rezervi kalkanı. Çin, 2026'nın ilk aylarında yaklaşık 1,2 milyar varillik stratejik petrol rezervine ulaştı. Bu, 109 günlük ithalat kapasitesi demekti. Abluka başladığında Pekin zaten hazırdı; ABD'nin şantaj değeri fiilen sıfırlanmıştı. İkinci hamle: Hücre sistemi. Sinopec ve CNOOC gibi Çin devlet şirketleri İran petrolünden tamamen çekildi. Bu ticareti, küresel finans sistemiyle entegre olmayan "teacup" (çaydanlık) rafinerilerine devretti. Bu rafineriler ABD yaptırımlarıyla vurulsa bile hasar lokalize kalıyor; Çin'in ana finansal omurgası zarar görmüyordu. Üçüncü hamle: Örtülü sübvansiyon. İşte o eksi 530 yuan marjı burada anlam kazanıyor. Pekin, bu rafinerileri zararına çalıştırarak İran rejimine can suyu taşıdı. Çünkü bu finansal zarar, İran'ın topyekûn çöküşünün getireceği stratejik faturadan çok daha ucuzdu. Çin'in hesabı neydi? Pekin, ABD'nin Ortadoğu'da güç ve kaynak harcamasından stratejik memnuniyet duyar. Ama İran'ın tamamen çökmesi de işine gelmez. İran, Çin için sadece bir enerji tedarikçisi değil; Kuşak ve Yol Girişimi'nin kara koridorunun kilit halkasıdır. On yıllık altyapı yatırımları, bir çöküşün molozları
1000Kitap
Bölgesel bir çatışma sahasındaki aktör davranışlarını incelerken, teorik zarafetin çekiciliğine kapılmak çok kolaydır. Soyut kavramlar, karmaşık ilişkileri tek bir formülde açıklama vaadiyle zihni cezbeder. Ancak sahadaki çıplak güç asimetrisini, devlet kapasitelerini ve paranın somut rotasını göz ardı eden her analiz, bir süre sonra rasyonel görünen ama maddi gerçekliğe çarpan spekülatif bir anlatıya dönüşme riski taşır. Bu makale; dağ hatlarındaki de facto bir hareketin söylemsel stratejilerinden başlayarak, küresel finansal sistemin 2026 yılındaki en büyük yasal bilek güreşine uzanan çok katmanlı bir jeopolitik okumanın hem hikayesini hem de metodolojik muhasebesini sunmaktadır. Bu makale; dağ hatlarındaki de facto bir hareketin söylemsel stratejilerinden başlayarak, küresel finansal sistemin 2026 yılındaki en büyük yasal bilek güreşine uzanan çok katmanlı bir jeopolitik okumanın hem hikayesini hem de metodolojik muhasebesini sunmaktadır. Analizlerin en sık düştüğü hatalardan biri, farklı nitelikteki olguları aynı kategoriye koyarak aralarındaki güç ilişkilerini buharlaştırmaktır. Ortadoğu denkleminde de facto bir aktörün (PJAK/KCK) "öznesiz yapısalcılık" retorisi ile egemen bir devletin (Türkiye) içsel "kakofonisi" yan yana geldiğinde, bunları "her ikisi de küresel yapının kaçınılmaz kurbanları" olarak eşitlemek analitik bir körlüktür. Burada iki farklı dünya karşı karşıyadır: Söylemsel Zırh (Bir Tercih): Devlet dışı silahlı bir hareket için faili belirsizleştirmek ve her gelişmeyi "küresel hegemonik yapıların kaçınılmaz doğa olayları" gibi sunmak ideolojik bir ihtiyaçtır. Bu retorik, küresel aktörler karşısındaki kırılganlığı ve sahadaki bağımlılık ilişkilerini kitlelere açıklayamamanın yarattığı zayıflığı örten bir kalkandır. Kurumsal Gerçeklik (Bir Olgu): Bir
1000Kitap
Zihnimin Yansımasında Yaşamak
Karanlık çöken şehrin caddelerinde, sokaklarında düşüncelere dalarak beynimin kıvrımlarında dolaşıyorum,tıpkı bu şehir de beynimin kıvrımlarına benzer ve zihnimin bir yansımasıdır. Kendimi orada zihnimin yansımasında yaşarım, bir labirent içerisindeyim ve çıkışı arıyorum. Ömür boyu arasam da bir çıkış bulamam çünkü çıkıp gidecek başka bir yer, var ettiğim dünyamdan başka dünyam yok, kendimden çıkıp gidemem, her şey zihnim, sonsuzluk ve orada var olanlar. Serdar ZAMAN ŞEHİR Sokak Kitapları Yayınları S: 109
#𝙇𝙊𝙆𝙈𝘼𝙉_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 💧Eğer yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, arkasından buna yedi deniz daha eklense, imkânı yok, Allah’ın kelimeleri yazmakla bitmez. Muhakkak ki Allah, kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır. 27 Sizin yaratılmanız da, tekrar diriltilmeniz de tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir. Gerçekten Allah, her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir. 28 #Tefsir: 📖 📖 Bu misale göre yeryüzünde ne kadar ağaç varsa hepsi kalem haline gelecek, denizin suyu mürekkebe dönüşecek, bu yeterli olmayıp buna ilâveten yedi deniz daha getirilip mürekkep olarak kullanılacak, o kâlemlere bu mürekkepler doldurulup Allah’ın kelimeleri yazılacak, yazılacak… Fakat onları bitirmek mümkün olmayacak. (bk. Kehf 18/109) Bu misal, Allah Teâlâ’nın sonsuz kudret ve azametini, Kur’ân-ı Kerîm’in şeref ve kıymetini beşerî idrak seviyesine yakınlaştırmaya çalışarak, kulları sahte tanrıları bırakıp yalnızca Allah’a teslimiyete yönlendirmektedir. Yine Allah, öyle nihâyetsiz bir kuvvet ve kudrete sahiptir ki, O’na göre -isterse trilyonlarca olsun- bütün insanları yoktan yaratmak, öldürmek ve yeniden diriltmek, sadece bir insanı yaratıp diriltmek gibidir. O’nun için “zorluk” diye bir şey söz konusu değildir. İsterseniz bir de O’nun şu muhteşem kudret ve azamet tecellilerini seyredin: Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri
Reklam
Reklam