Kendi üstünlüklerini iyi niyetle görmezden gelen kimse, bu insanlara kendi eşitleriymiş gibi davrandığında onlar da buna hemen canı gönülden inanacaklardır.
Bir insan, istemeyi aklından bile geçirmediği malların yoksunluğunu kesinlikle duymaz, onlar olmadan da bütünüyle hoşnuttur; öte yandan, ondan yüz katı daha çok şeye sahip olan bir başkası, istediği bir şeyden yoksun kaldığında, kendini mutsuz hisseder.
Kişinin kendi varlığına sahip olmasını yalnızca boş zaman sağladığından, boş zamanda kendi içlerinde doğru bir şeyler bulanlara mutlu gözle bakmak gerekir, öte yandan boş zaman çoğunluğa, kendisiyle bir işe başlanamayacak, müthiş bir biçimde canı sıkılan, kendi kendine yük olan bir adamdan başka bir şey vermez.
Bireyselligi ona sürekli ve her yerde eşlik eder ve yaşadığı her şey rengini bireyselliğinden alir. Her şeyin içinde ve her şeyde oncelikle kendini tadar: Bu fiziksel hazlarda zaten böyledir; zihinsel hazlarda ise daha da geçerlidir. Bu yüzden, ingilizcedeki to enjoy one's self sözü cok isabetli bir anlatımdir; bu sözde, örneğin, "He enjoys himself at Paris" denilirken, "Paris'in keyfini sürüyor" denmez. "Paris'te kendi keyfine bakıyor denilir.