Nasıl ki Musa Aleyhisselam elindeki asasıyla kara taşlardan, çorak vadilerden, ateş fışkıran çöllerden, âb-ı hayatı fışkırttığı gibi Asa-yı Musa da vahdaniyet-i ilahiyeyi ispat etmesiyle dünya ve ahiret alemlerini ziyadar edecek tevhid nurlarını fışkırtıyor; taş gibi kalpleri, mum gibi eritiyor; şevki ile gönülleri teshir ediyor.
Melekat ve malumat-ı kalbiye, ale’l-ekser kulak penceresinden kalbe girerler. Bu itibarla sem, kalbe yakındır. Ve aynı zamanda cihattı sitteden malumat aldığı cihetle kalbe benziyor. Zira göz yalnız ön ciheti görür. Bunlar ise her tarafı görürler .
Efendimiz “ Allah, bana dört kişiyi sevmemi emretti. Kendisinin de onları sevdiğini bana bizzat bildirdi. Dediler ki: Kimdir onlar Ya Resullulah ! Adlarını bize söyler misin? Buyurdu ki : “ Ali onlardandır; -Bunu üç kez tekrar etti- diğerleri, Ebu Zer, Mikdad ve Selman’dır. Rabbim bunları sevmemi emretti ve kendisinin de onları sevdiğini bana bildirdi. “