Hayriye Bektaş

Hayriye Bektaş
@12ceylan
#𝙎𝘼𝙁𝙁𝘼𝙏_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙄̇_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙄̇𝙍☝️ 🌹 Cennet ehli, bu halde otururken birbirlerine yönelir, candan bir sohbete dalarlar. 50 İçlerinden biri şöyle anlatır: “Sahi, benim çok yakın bir arkadaşım vardı.” 51 #Tefsir: 📖 📖 Cennet ehli bir taraftan verilen güzel nimetlerle mütelezziz olurlarken, bir taraftan da kendi aralarında sohbet edecek, dünya günlerini hatırlayıp oradan kalan hatıraların muhabbetini yapacaklardır. Burada anlatıldığına göre, bir sohbet esnâsında cennetliklerden birinin aklına dünyadayken öldükten sonra dirilmeye, hesap ve cezaya inanmayan bir yakını gelir. Arkadaşlarıyla birlikte onun durumunu merak edip giderler. Onun çılgın cehennem ateşinin ortasına atıldığını görürler. İman edip cehennemden kurtuldukları ve cennete eriştikleri için Allah’a şükrederler. Bu manzara, âhirete inanmayanlara gittikleri yanlış yoldan dönmeleri için bir uyarı, mü’minlere de bir müjdedir. İbn Mesud (r.a.) der ki: “Cennet ile cehennem arasında pencerecikler vardır. Mü’min dünyada iken düşmanı olan birini görmek istediği zaman bu pencereciklerin birinden bakar.” (Zemahşerî, el-Keşşâf, V, 113) Sonra cennetliklerin kendi aralarındaki sohbet şöyle hitama erdirilir: Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
#𝙎𝘼𝙁𝙁𝘼𝙏_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙄̇_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙄̇𝙍☝️ Ancak Allah’ın ihlâsa erdirdiği kullar başka! 40 Onlar için özel hazırlanmış nimetler vardır: 41 Türlü türlü meyveler… Onlar çok değerli misafirler olarak ağırlanır, sürekli ikrâm görürler; 42 Nimetlerle dopdolu cennetlerde. 43 Çeşitli mücevherlerle işlenmiş koltuklar üzerinde otururlar. 44 Çevrelerinde, çağıldayan tertemiz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır. 45 Duru mu duru; içenlere pek hoş gelir, lezzet verir. 46 İçinde zararlı ve sersemletici hiçbir şey bulunmaz; ondan içmekle sarhoş da olunmaz. 47 Yanlarında da gözlerini sadece kocalarına çevirmiş, yumuşak bakışlı, ceylan gözlü eşler vardır 48 Sanki onlar, gün yüzü görmemiş, toz topraktan korunmuş beyaz ve pürüzsüz deve kuşu yumurtaları gibidir.
#𝙎𝘼𝙁𝙁𝘼𝙏_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙄̇_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙄̇𝙍☝️ 🇸🇦 Onlara: “Allah’tan başka ilâh yok” dendiği zaman büyüklük taslıyorlardı. 35 “Delirmiş bir şâirin sözüne güvenerek hiç ilâhlarımızı terk eder miyiz? Olacak iş mi bu?” diyorlardı. 36 Hayır! O ne delidir, ne de şâir. O gerçeği getirmiş, önceki bütün peygamberleri de doğrulamıştır. 37 Hiç şüphesiz siz o can yakıcı azabı tadacaksınız. 38 Fakat, fazla değil, sadece yaptığınız kötülüklerin cezasını çekeceksiniz. 39 #Tefsir: 📖 📖 Müşrikleri cehenneme sürükleyen sebeplerin başında şunlar geldiği anlaşılmaktadır: Birincisi; onlar, Allah’ın birliğine inanmıyorlardı. Kendilerine “Lâ ilâhe illallah” yani Allah’tan başka ilâh olmadığı söylendiğinde büyüklük taslayıp bu inancı kabule yanaşmıyorlardı. Çünkü kelime-i tevhid, kuru bir sözden ibaret olmayıp, onu kabullendiğinde hayat tarzını buna göre tümüyle değiştirmesi gerekmekteydi. Putperestlik anlayışı üzere bina edilen câhiliye değer yargılarını ve içtimâî düzeni bırakıp, İslâm’ın istediği düzeni benimseme ve onu yaşama mecburiyeti söz konusu idi. Bu sebeple, tevhid sözü onları fevkalade rahatsız ediyordu. İkincisi; yine aynı sebepten hareketle onlar, Resûlullah (s.a.s.)’in peygamberliğini kabul etmiyorlardı. Çünkü onun getirdiği sistem ve yaptığı düzenlemeler işlerine gelmiyordu. Peygamber (s.a.s.)’in yerleştirmek istediği hayat anlayışı, onların kurulu düzenlerini tehdit ediyor ve bir kısım nefsânî hesaplardan vazgeçmelerini gerektiriyordu. Bu ise onlara ağır geliyordu. Çıkar yol ise Peygamber’le mücâdeleye girişmek, onu davasından vazgeçirmeğe çalışmak, tesirini kırmak ve ilerlemesini durdurmaktı. Bu bakımdan başvurdukları çarelerden biri de Efendimiz (s.a.s.)’i “delilik”le suçlamaktı. İddialarına göre, ne söylediğini bilmeyen bir deli yüzünden putlarını terk etmek olacak şey değildi. Aslında
#𝙎𝘼𝙁𝙁𝘼𝙏_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙄̇_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙄̇𝙍☝️ 👥 (#Suçlular) Derken birbirlerine dönüp, karşılıklı söz düellosuna başlarlar. 27 Tâbi olanlar önderlerine: “Evet, siz sanki iyiliğimizi istiyormuşçasına bize yaklaşır ve bâtılı hak göstererek bizi ona çağırırdınız.” 28 Onlar da şöyle derler: “Hayır, ne münâsebet! Siz zâten inanmak gibi bir niyet taşımıyordunuz.” 29 Hem bizim sizi zorlayacak bir gücümüz de yoktu. Aksine siz kendiniz azgın ve isyânkâr bir gürûhtunuz.” 30 “Artık ne desek boş! Hakkımızda Rabbimizin azap sözü kesinleşmiş bulunuyor. Hiçbir çıkış yolu yok; günahlarımızın cezasını mutlaka çekeceğiz.” 31 “Evet, sizi baştan biz çıkardık; çünkü zâten kendimiz de azmış gitmiştik.” 32 Madem öyle, o gün azabı hep birlikte çekecekler. 33 Biz, inkârcı suçlulara işte böyle davranacağız. 34 #Tefsir: 📖 📖 Cehennemlikler birbirlerini suçlarlar. Hususiyle “müstaz’af” dediğimiz zayıflar, kendilerini doğru yoldan saptıran büyüklerine sataşırlar. “Bizi siz yoldan çıkardınız” derler. Onların; “Evet, siz sanki iyiliğimizi istiyormuşçasına bize yaklaşır ve bâtılı hak göstererek bizi ona çağırırdınız” (Saffât 37/28) sözü, burada kullanılan Arapça “yemin” kelimesine verilen mânalar dikkate alınarak şöyle izah edilir: Birincisi; “yemin”, yemin etmek mânasındadır: “Siz bize yemin ederek gelirdiniz. Doğru söylediğinize ve doğru yolda olduğunuza yemin ederek bizi kandırırdınız.” İkincisi; “yemin”, sağ taraf, uğur demektir: “Siz bize sağ taraftan gelip bizi kandırır, kendinizi uğurlu kimseler göstererek bizi aldatırdınız.” Üçüncüsü; “yemin”, kuvvetten kinâyedir: “Siz bize kuvvetle gelir, bizi zorla kendinize tabi kılardınız.” Onlar da genelde bu suçlamaları kabul etmez, artık bundan böyle yapılacak bir şeyin olmadığını ve hak ettikleri azabı çekmekten başka çârenin kalmadığını söylerler. Sonunda
BEĞEN PAYLAŞ BAŞKASININ OKUMASINA VESILE OL YETERLİ HZ. MUHAMMED (SAV) AĞLATAN OLAY Peygamber efendimizin hastalığı iyice ağırlaşmış ve ayakta dahi duracak takat’i olmayacak şekilde ateşler içindeydi ve can yoldaşı olan Hz.Ebubekir(ra)’a namazı kıldırmasını söyler.Namaz sonrası cemaatle helallaşmak için herkesin orda olmasını ister. ‘’Ey ashabım bana peygamberlik görevi verildi size Alemlerin rabbi olan Allahın dinini ve tavsiyelerini düzgün bir şekilde ilettim mi? Diye sorar, cami cemaati ‘’Evet efendim bize tebliğ ettiniz ‘’ der.Bunun üzerine efendimiz mahşer günü kul hakkıyla Allahın huzuruna çıkmak istemiyorum kimin üzerinde hakkım varsa helal ediyorum,sizide bana hakkınızı helal eder misiniz diye sorduğunda herkes ‘’Bizim sizin üzerinizde hakkımız yok ya allahın resulu’’ diye cevap verir o sırada arkalardan bir ses ‘’efendim anam babam size feda olsun hatırlarmısınız savaş sonrası medineye dönerken tam size yaklaşmış bir şey soracaktım ta siz de o sırada elinizde kamçıyla devenizin ilerilemesi için vuracaktınızda kamçı benim sırtıma gelmişti bu hak mıdır ya resulallah’’ diye sorar.Efendimiz evet bu haktır ve karşılığı kıssas’tır buyurur. Bunun üzerine orda bulunan Bilal-i habeşi evine gönderip kamçıyı almasını söyler Bilal son derece mahzundur gitmek istemez efendimiz ‘’ ne o Bilal sende mi artık peygamber sözünü dinlemezsin’’ dediğinde Bilal ağlayarak eve gider ve kamçıyı alıp gelir.Hz. Ömer bir gök gürültüsü gibi ‘’Ey Ukkaşe bilmezmisin benim olduğum yerde böyle bir şey yaparsan vallahi başını gövdenden ayırırım’’ der.Ukkaşe Ömer’den korkar efendim Ömer beni korkutuyor der.Efendimizi ‘’Ey Ömer vallahi bu tavrın Allah katında mükafat görecektir lakin bu mesele benimdir karışma’’der.Orada bulunan Hz.Ebubekir Ukkaşeye seslenir ‘’Ey Ukkaşe peygambere vurma ama benim