Sarah Bernstein'in Booker ödülü finalisti olduğu bu kitapta hayatı boyunca itaatkar bir yapıya sahip olan bir kadının düşüncelerine ve duygularına şahit olmaktayız. Kitap; abisinin isteği üzerine yaşadığı şehri, işini, alışık olduğu tüm düzeni terk edip abisinin yanında yeni bir hayat kurmak için taşınmasıyla başlıyor. Bu süreçte isimsiz kadın karakterimiz evin büyük ve gözde abisinin tüm isteklerini bir görevmişçesine yerine getiriyor. Abinin aşırı kontrolcü kişiliği ve kadının itaatkar karakteriyle beraber kadın abisinin bir uzantısı haline geliyor. Kendi hikayesini ve geçmişini anlattığı noktalarda ama bu abimin hikayesi deyip abisinin rutinini anlatmaya devam ediyor.
Bu noktada bana göre ana karakterimiz kadar önemli olan bir abi figürü var. Çok çocuklu bir ailenin umudu olarak doğmuş bu büyük abi; başarısızlıklarının görmezden gelindiği bir şekilde büyütülmüş, tüm bunlara bağlı olarak kendisinden beklentisi yüksek ve özgüvenli bir karakter olarak şekillenmiştir. Bu süreçte anne ve baba aile içi yaşamlarından çok sosyal hayatlarına önem vermektedir. Bu yüzden kardeşler arasında yaştan bağımsız olarak statü arasında da ciddi farklılıklar var. Ana karakterimiz evdeki anne baba yokluğunda gönüllü bir şekilde sorumluluk alarak kardeşlerinin bakımını üstlenmiştir. Bu sevilme ve onaylanma güdüsüyle yapılan bakım ise sosyalleşme konusunda zorlanan, kendini ifade ve müdafaa etmede başarısız olan bir karakteri doğurmuştur. Kardeşlerinin bakımını üstlenmesine rağmen hakettiği saygı alamamış, ailesi üstünde bir otorite kuramamıştır. Abi ve kardeş arasındaki bu ikili ve tezat ilişki bir hizmetçi ile efendi ilişkisine evrilmiştir. Öyle ki kadın kahramanımız abisini giydirmekte, yıkamakta, her gün gazete okumakta, evin temizliğini üstlenmektedir.
Bu hikaye aslında tam