• Biz artık alışmıştık mahalleyi alt üst etmeye , çevre mahallelere uzanmaya  ufkumuz açıktı .
    Bir çocuk çetesi olarak kendi denizimizde yüzüyorduk .

    Bayramı da gerçekden bir bayram gibi geçirmiş
    Hayatımıza devam etmeye çalışıyoruz .
    Komşulardan biri gelmiş kız hadi okul kayıtları başlamış götürelim çocukları
    İlk okula başlasınlar artık .
    Öyle ayak üstü yakalandık   Kimlikler alındı
    Çocuğu kapan okula kayıt yaptırmaya takıldı peşimize.  Hemen hemen hepimiz aynı yaşlardaydık  çete üyeleri olarak .
    Sırayla aileler çocuklarıyla müdür yardımcısı odasına gidip kayıt yaptırıyor .
    Bu arada soruyor kocan ne iş yapıyor , nerde oturuyorsunuz , adres ,  telefon  gibi kayıt  bilgileri kısacası .
    Kayıtlar yapıldı ilkokul 1.sınıf a
    Sınıfım.   1-B hayırlı olsun dediler  ,
    Alınacaklar listesi olacak okul başlayınca  alırsınız  acele etmeyin daha zaman var .

    Peş peşe kayıt yaptırdığımız için aynı sınıf a kayıt olmuştuk .

    Kimse başına geleceklerden habersiz bu durum da bizim daha çok hoşumuza gitmişti :)

    Okulun altını üstüne getirecektik biz bunun farkındayız ama ebevenylerimiz ve okul daki öğretmenler  bunu görememişti .

    Okul başlayana kadar biz futbol , misket ,taso ,saklambaç ,dereler ,ormanlar  bu şekilde devam ettik .

    Okul un ilk günü ,

    Terlikle gelenler mavi önlük  alanlar
    Sırtına çanta takanlar bir sürü. Farklı farklı giyim kuşam var .

    Bunların yanı sıra bizden büyük abiler ablalarda var üst sınıflarda  orta okulda dahil olmak üzere ,

    Zil çaldı İstiklal marşı,andımız okundu  bir sıra eşliğinde sınıflara gidiliyor sürü şeklinde

    Abiler ablalar yanımızdan geçerken bizle dalga geçiyorlardı. Kaçın kaçın pişman olursunuz diye gülüyorlardı
    Neler olacağını bilmediğimiz dönüşü olmayan bir yola girmiştik artık .
    1-B sınıfımıza girdik annelerimiz kiminin anne babası  okul bahçesinde  gruplaşmış sohbet ediyor  ilk günümüz olduğu için ..
    Sınıfta bütün sıralarda ikişer kişi oturduk bazı sıralar üçer kişi oturuyordu .

    Öğretmenimiz geldi , günaydın çocuklar
    Ben sizin sınıf öğretmeninizim

    Adım  soy adım diye kara tahtaya ismini yazdı

    Sonra bize şimdi  sizde sırayla adınızı,soyadınızı,nereliolduğunuzu,kaç kardeş ,baba mesleği ,anne mesleği  sırayla söyleyin  .
    Sen başla bakalım oğlum dedi
    Yarış başlamıştı 
    Ailesi
    Devlet memuru olanlar
    İşçi olanlar
    Ticaret yapanlar
    10 kardeş olan
    Tek çocuk olan
    Antalyalı
    Mardinli
    Trabzonlu
    İzmirli
    Ankaralı
    Ülkemizin dört bir yanından kültürler dolu bir mahallemiz vardı  .
    İlk zil çaldı ilk tenefüs e çıktık  koridorlar da izdiham var .
    Tuvaletlere koşanlar
    Su içmek için sıraya girenler Çeşme başlarında
    Kantin kuyruğu  simit ayran alanlar tost çikolata gazoz

    Biz annelerimiz yanında gittik ,
    Oy guzummmmm okulamı başlamış
    Öğretmenlerinizi güzel dinleyin sözlerinden çıkmayın cümleleri  kulaklarımıza sanki zorla sokuluyordu .

    Top koşturanlar
    Basketbol oynayanlar
    Kızlar seksek
    İp atlama
    Voleybol topuyla kısa pas

    O teneffüs zaman dilimini  öğrenciler bu şekilde geçiriyor .

    2.tenefüs bizde çete şeklinde geziniyoruz  kimler ne yapıyor diye
    Abilerimiz ablalarımız  bize örnek olacaklarya hani



    Kantin  bölgesinde uzun eşşek dedikleri oyun oynayan abiler var  orta okul okuyan abiler

    Çevresinde kızlar onları izliyor  atlamalara yorum yapıyorlar offffff öyle atladı
    Ooo çanak vurdu
    Peş peşe tek denirmi yaaaa saff mısınız diye

    Abiler bu arada amca gibi sakal traşı olan insanlar. Şimdilerdeki gibi baby Face değiller
    Bizde onlara uyduk boyumuza posumuza bakmadan
    Uzun eşşek oynamaya başladık
    Önce 3e 3 , bu sefer bizi gören çocuklar gelmeye başladı bizde oynayalım derken
    Bizim çetemize karşı bir gurup oldu
    Oynamaya başladık
    Yaş kuru tercihi yaptık biz kazandık
    Tosun gibi bir arkadaşımız yastık oldu
    Eşşek rolü olanlar eğildiler
    İşaret geldi ve atlamaya başladık
    Eşşek yıkıldı devrildi bidaha bidaha
    Onlar atladı biz eşşek olduk derken
    Zil çaldı .



    Sınıfımıza döndük öğretmen sınıfa girer girmez
    Uzun eşşek oynayanlar gelsin bakim tahtaya dedi

    Evet istediğimiz buydu bizim aksiyon ve macera  çıktı herkes
    Açın elleri açtık , 50cm büyüklüğünde bir ahşap cetvel ile çat pat küt  vurmuştu bize ,
    Şimdi geçin yerlerinize aman allahım ellerimiz birden kızarmış ve nasıl sızlıyor anlatamam sizlere offf  ellerimizi bacaklarımızın arasına soktuk resmen  öyle sızı dinsin diye bekliyoruz
    Gözlerinden yaş damlayalar ağlayanlar diğer öğrenciler bizi görüp korkmaya başlamıştı
    Ve öğretmenden bir söz , siz devam ederseniz bende devam ederim tercih sizin demişti .

    Biz oyun oynamıştık sadece bize verilen zamanı değerlendirmeye çalışmıştık .
    Futbol yada basketbol oynasakda aynısını yaşayacak mıydık  nebileyim kızlarla yakalamaç ,seksek garip bir durum vardı
    Ama o öğretmen bize savaş ilan etmişti
    Ve bu savaşı o başlatmıştı cezasını çekecekti
    Evet öğretmen olduğu için söz dinletmeye çalışacaktı cezalar verecekti  yetkili olduğu zaman dilimin de ama unutuyordu biz bir çeteydik bu ondan habersizdi .

    Belki bize normal bir şekilde konuşarak uzun eşşek oynamanın zararlarını  anlatmış olsa ve bizi farklı oyunlara yönlendirse öğretmen olduğu için yönlenecektik .
    Ama o sözleriyle eğitmek yerine fiziki olarak savaşmayı tercih etmişti .

    İlk günümüz öğretmenimize kin ile devam etti bitti evlerimize döndük  ben annem e birşey söylemedim söylesem de muhtemelen yaramazlıkları bildiği için öğretmene hak verecekti olsun öyle bilsin yada bilmesin .



    Eğitimci olan yada olacak lar A naçizane tavsiyem belki o küçük çocuklar ailelerinde bulamadıkları sevgiyi öğreticiliği sizde görecekler bunu unutmayın lütfen ..

    19.BÖLÜM  "ÖĞRETMENİN BAŞINA GELENLER VE GELECEKLER "
  • - Bilimin ortaya çıkışına, alternatif dünyaların, bu dünyadaki yaşam kalitemizi arttırmada kifayetsiz olduğunun fark edilmesi neden olmuştur. İlk Çağ Yunanlıları, Zeus' a ne kadar boğa kurban edilirse edilsin, fırtınaların karada ve denizde afetler yaratmaya devam ettiklerini, Poseidon' a ne kadar yakarılırsa yakarılsın, depremlerin şehirleri insanların başına yıkmayı sürdürdüklerini görerek, bu tanrılara ve sözüm ona onlara ulaşmayı sağlayan dinlere olan inançları azalmıştır. Eski Çağ literatürü, Miletos'lu Tales'in (olgunluğu MÖ 575 : Mısır'a gittiğini ve orada, Nil sellerinden sonra kadastrocuların arazi tespitlerini yenilerken bazı geometrik kurallar kullandığını görerek bunların aslında ispat edilebilecek ilişkilerin ifadeleri olduğunu fark ettiğini yazar. Tales ispat edilebilecek bu ilişkileri teorem haline getirmiş, bu bilgiye de bu dünya dışından hiçbir müdahale yapılmadan, yani alternatif bir dünyadan medet umulmadan varıldığını göstermiştir. Bu çok önemli bir adımdı, çünkü Tales'e, başkaları tarafından tanrılardan medet umularak çözülmesi düşünülen sorunlara da yalnızca insanın olanaklarını kullanarak çözme girişiminde bulunmak cesaretini vermiştir. Bu şekilde Tales, fırtınalara, depremlere vb. olaylara da doğal çözümler aramaya başlamıştır. Elimize geçen belgeler, Tales'in depremlere şöyle bir neden önerdiğini yazıyor: Dünya bir tepsi gibi düz olup her şeyin temel unsuru olan su üzerinde yüzen bir diskten ibarettir. Bu suda, yani okyanusta, şiddetli bir fırtına olduğu zaman bu disk de sallanır ve biz bu sallantıyı deprem olarak algılarız. Tales bu fikirleri kuşkusuz Mısır'dan ve Mezopotamya'dan öğrenmişti. Ama oralarda bu fikirler binlerce yıldan beri geçerliliklerini koruyan dinsel efsanelerin parçalarıydılar. Tales'in orjinalliği, bu fikirleri yalnızca varsayımlar olarak ele alıp bunların gözlemle denetlenmesini istemesiydi. Bunu hemşehrisi, arkadaşı ve hatta belki de bir tür öğrencisi olan Anaksimandros' a anlatarak, Anaksimandros'tan eleştiri istemiş olmalıdır; çünkü Anaksimandros derhal biri gözlemsel, diğeri ise tamamen mantıksal iki itirazda bulunmuştur: 1) Dünyamızı oluşturan taşlar suda yüzmezler. Dolayısıyla dünyanın su üzerinde yüzen bir disk olduğu varsayımı bu gözlemle çelişir. 2) Bir an için bu gözlemsel itirazı düşünmesek bile, dünyanın altındaki suyu ne tutmaktadır sorusuna nasıl cevap verebiliriz? Ona bir cevap bulunsa bile, bu sefer suyun altındaki desteği tutan destek nedir sorusu karşımıza çıkar. Böylece problemin, bir çözüme hiç yaklaşılamadan sonu gelmeyen bir geri çekilmesiyle karşılaşırız ki, bu mantıklı bir yaklaşım olamaz. Bunun üzerine Tales, Anaksimandros' a kendisinin bir çözümü olup olmadığını sormuş olmalıdır ki, Anaksimandros şu tarihi cevabı vermiştir: "Dünya boşlukta duruyor." Tales niçin böyle düşündüğünü sorunca, Anaksimandros "Çünkü dünyanın oraya veya buraya gitmesi için bir neden yok." demiştir. Bu muhteşem cevap, hiç kuşkusuz, insan aklının tarihte atabildiği en büyük adımdır.? Bu adım o kadar büyüktür ki yanında Newton'un veya Einstein'in buluşları bile pek mütevazi kalır. Anaksimandros, Tales'in dünyanın suyun üzerinde yüzdüğü fikrinin, problemin çözümüne hiç yaklaşılamadan sonu gelmeyecek bir sorgulamaya neden olacağını görerek çok radikal bir çözüm önermiştir. Önerdiği çözüm, büyük düşünürün "aşağı", "yukarı", "yana'', "öne" gibi kavramların tamamen bağıl kavramlar olduğunu kavrayarak dünya dışındaki evrende bu kavramların hiçbir anlamı olamayacağını anlamış olduğunu gösterir. Dolayısıyla dünyanın altı, üstü, önü, arkası, olamaz. Bu nedenle de dünyanın "aşağı" düşmesi gibi bir şey bahis konusu değildir. Onun için dünya boşlukta durabilir. Üstelik dünyanın boşlukta durduğu fikri gözlemle denenebilir de. (Gerçekten de bu denetleme daha sonra yapılmış ve doğru olduğu görülmüştür). Dünyanın boşlukta durduğu fikri o kadar muhteşem bir fikirdir ki, bunu daha sonra Tevratın Eyyüb kitabının 26. bölümünün 7. beytinde tekrar görüyoruz:
    Kuzeyi boşluğun üzerine çekti
    Dünyayı hiçliğin üzerine astı
    Dinsel geleneğe göre Tanrı'nın ilham ettiği düşünülen bu kitap, gerçekte Anaksimandros'tan bir yüzyıl sonra yazılmıştır ve hiç kuşkusuz, burada alıntılanan beyit Anaksimandros'un sözlerinin bir iktibasından başka bir şey değildir! Bunu şuradan anlıyoruz ki, bu sözler Eyyüb'un kitabında sırıtmaktadır. Eyyüb kitabının yazarı olan kişi Anaksimandros'un yazdığını bildiğimiz kitabıyla Akdeniz dünyasına yayılan bu sözlerini duymuş ve bu kadar muhteşem bir düşüncenin ancak bir tanrı tarafından gerçekleştirilebileceği düşüncesiyle bunları kitabına almıştır. Ancak kitabının geri kalan kısmının bu muhteşem düşünce düzeyinde olmadığı görülmektedir ki, zaten Tevratın değişik kişiler tarafından yazılan ve yer yer birbiriyle çelişen Orta Doğu putperest din geleneğinin ürünü metinlerden oluştuğu 19. Yüzyıl'dan beri yapılan detaylı tarihsel ve metin eleştirisi araştırmalarıyla ortaya çıkarılmıştı. Eyyüb kitabının eski ibrani şiir geleneğinin en güzel örneklerinden biri olduğu söylense de, metnin elimizdeki durumu, papirüs ve deri üzerine yazılan metin parçalarının daha sonra bilgisiz kopyacılar tarafından gelişi güzel çoğaltılmış olması nedeniyle çok fenadır. Eyyüb, Tevratın peygamberlerden sonra gelen azizlerle ilgili kısmında (=Ketuvim) yer alır, ancak değişik Tevrat geleneklerinde Ketuvim içindeki yeri değişiktir. Aslında Eyyüp diye bir kişinin yaşayıp yaşamadığı bile belli değildir. Babil Talmud'unun Nezikin (=Zararlar) kısmının (=sedarim) "Son Kapı" (=Baba Bathra) adı verilen bölümünde (Mana risalesi) bildirilen bir geleneğe göre, Eyyüb bildirisi ders alınması gereken bir masal olarak sunulmuştur. Tam bu belirsizliklere rağmen, kitabın MÖ 4. yüzyılda yazıldığı kesindir. 26. Bölüm'deki 7. beytin kendisinden önce ve sonra gelen beyitlerde de Anaksimandros'un fikirlerine benzeyen, ancak onların yanlış anlaşılmasından türediği izlenimini veren ifadelerin yer alması {örneğin, Ay tutulmasının bulutların Ay'ı örtmesiyle açıklanması), kozmoloji ile ilgili beyitlerin Anaksimandros'un eserinden mülhem olduğu izlenimini güçlendirmektedir. Eyyüb kitabı en geniş olarak M Ö 600 ile 200 arasına tarihlenmekte ise de en yetkili tarihçiler, bu aralığı 400-300 olarak kabul ederler. Bu konuda ancak Anaksimandros'un çözümü, bu sefer depremlerin kökeni sorusunu cevapsız bırakmaktadır. Gerçekte Anaksimandros bu soruya Tales'inkinden değişik fakat daha kapsamlı bir cevap vermiştir. Bu cevap, aynı zamanda Miletos civarında görülen fosillerin kökenini de açıklayan bir cevaptır. Anaksimandros, Miletos civarında bugün denizlerde yaşayan canlılara benzeyen canlı kalıntılarının kayaçlar içerisinde bulunduğu ve (Büyük Menderes deltasının sürekli ilerlermesi nedeniyle ki bunu Anaksimandros bilemezdi eskiden suyla kaplı yerlerin karalaştığı gözlemlerinden hareketle denizlerin sürekli bir çekilme içerisinde olduklarını, bir diğer deyişle, dünyamızın giderek kuruduğu kanısına varmıştı. Bu yüzden kuruyan dünya giderek gevrekleşiyor ve gevrekleşip kuruyan kayaçlar zaman zaman ufalanarak çöküntülere ve depremlere neden oluyorlardı. Üstelik bugünkü sürekli su çekilmesi, eskiden her yerin sularla kaplı olduğuna işaret ediyordu. Eğer bu böyleyse, diyordu Anaksimandros, ilk canlılar insan olamazlardı. İlk canlılar bir tür balığa benzer şeyler olmalıydılar. Bunlar daha sonra kabuklu kara canlılarına dönüşmüş, onlardan da sonunda insanlar türemişti. Bu şekilde Anaksimandros yaşamın evrimi konulu ilk kuramın da kurucusu olmuştu. Anaksimandros, dünyamızın davul şeklinde olduğu kanaatindeydi. Bu davulun yüksekliği ile çapı arasındaki oran 113 idi. Anaksimandros' a göre davulun bir yüzünde biz yaşıyorduk; diğer yüzünde yaşayanlar olabileceğine, ama bu konuda bilgimiz olmadığına da değindiği söylenir Anaksimandros'un. Anaksimandros astronomik bir model de geliştirmiştir. Davul şeklindeki dünyanın çevresinde tekerlek şekilli içi boş borulara benzer bulutlar farz etmiş, bu bulutların içlerinin de ateşle dolu olduğunu varsaymıştı. Bu tekerlek şekilli, buluttan borulardaki deliklerden içlerindeki ateş görülüyor, biz de bunları yıldızlar olarak algılıyorduk. Anaksimandros'un fikirleri muazzam bir kozmoloji oluşturur. Anaksimandros tüm mitolojilerin ve dinlerin kabul ettiği "dünyanın yaradılışı" fikrini de mantıksız bulmuş olacak ki, reddetmiştir. Ona göre her şey "sınırsızdan" (=apeiron) geliyordu. Yani evrenin ne başlangıcı ne de sonu vardı ( herhalde başlangıcının olduğu fikrinin, başlangıçtan önceki şeyin başlangıcı sorusunu davet ederek yine problemi çözüme yaklaştırmayan bir sürekli sorgulama sürecini başlatacağını görmüş olmalıydı). Anaksimandros aynı zamanda doğa olaylarının belirli kanunlara göre cereyan ettikleri fikrini de ilk kayda geçiren insanoğludur. Bu şekilde Tales ve Anaksimandros, bugün bilim diye bildiğimiz faaliyetin ilk habercileri olmuşlardır. Onların kendimiz, çevremiz ve içimizde yaşadığımız evren hakkında sorulan sorulara verdikleri cevapların, dinlerin, mitolojilerin vb. verdikleri cevaplardan farkı, bu cevapların kendi içlerinde mantıken tutarlı ve gözlemle denenebilir ifadeler olmalarıdır. İlginç olan, Yunan literatürü tarihçilerinin Anaksimandros'un kitabını ilk nesir eser kabul etmeleridir. Fikirlerini kitap haline getirerek yaymak düşüncesi hiç kuşkusuz Peisistratos'tan İyonyaya gelmiş bir gelenektir. Atina'da Homeros destanlarını halka ulaştırmak için ortaya çıkan "halk kitabı" kavramı, Miletos'ta bir bilim insanının düşüncelerini halkıyla paylaşmak için başvurduğu bir vasıta halini almıştır. Anaksimandros'tan sonra bilimsel kitap yazma geleneği hızla gelişmiş ve hemen her önemli Yunan düşünürü bir veya birkaç kitap yazmıştır.
  • 572 syf.
    ·6 günde·9/10
    Notre Dame’ın Kamburu genelde dünyalar güzeli çingene kızı Esmeralda’ya aşık olan iki adamın hikayesi olarak anılsa da aslında ardında bir dönemin tarihi, mimarinin önemi ve toplum eleştirisi var.

    Evet kitabın konusu güzel Esmeralda’nın toplumsal eşitsizlikten dolayı başına gelenleri kapsıyor. Suçsuz yere idama mahkum edilmesi, kilisenin zangocu olan çirkin Quasimodo’nun Esmeralda’ya aşık olması ve onun için yaptıkları, bakir kalmaya yemin etmiş bir papazın Esmeralda’ya aşık olup tutkusuna yenik düşmesi. Bunlar kitabın iskeletini oluşturan olaylar.

    Ama bütün bunların ardında, Notre Dame’ın Kamburu Fransa’nın karanlık günlerinden kesitler sunan bir roman. Paris’in sokaklarında kurulan idam sehpalarını ve haklı haksız asılan insanları da görüyoruz bu kitapta.

    Bu kitapla ilgili genel eleştiri çoğunlukla çok fazla tasvir ve betimleme içeriyor olması gördüğüm kadarıyla. Fakat bir noktada kitabın amacının da bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü Hugo bu romanı 19.YY başlarında Paris şehir planlamacıları Notre Dame Katedralini bakımsızlığından ötürü yıkmak istediklerinde halkın ilgisini buraya çekmek ve katedralin yenilenmesini sağlamak için yazmış. Ve bunda da başarılı olmuş.

    Kitabın içinde bir bölüm var ki tamamen Notre Dame Katedralinin ve Paris’in tasvirine ayrılmış. Benim de okurken en zorlandığım ama neden yazılması gerektiğini de anladığım bir bölüm oldu. Buradan Victor Hugo’nun mimariye ne derece önem verdiğini de görüyoruz sanırım.

    Ben kitabı çok çok severek okudum. Kitabın iskeletini oluşturan hikaye muhteşemdi. Diğer her şey bu hikayenin yanına çok güzel bir şekilde yedirilmişti. Hugo vermek istediği mesajları sizi sıkmadan veriyordu.

    Şubatta Sefiller ile Hugo okumaya devam etmek için sabırsızlanıyorum.
  • 144 syf.
    ·6 günde·4/10
    Ermiş kitabını böyük ümidlərlə alıb daha 3.səhifəsində xəyal qırıqlığına uğramış bir qız yazır bunları.
    Kitab 28 başlıq altında sujetdən ibarətdir. Bölüm-bölüm bir çox mövzular haqda Ərmişə sual verirlər və o da cavablandırır. Kitab, Ərmişə verilən suallardan və onun verdiyi cavablardan ibarətdir deyə bilərik. Kitabın daha ilk səhifələrində qarşılaşdığım bir bölmə o qədər enerjimi aşağı saldı ki, kitabı yarımçıq qoymasam da, soyudum. 3.bölüm olan evlilik mövzusunu oxuyarkən hardasa gördüyüm yadıma düşdü. Sonra məhz bu cümlələri Oshonun kitabında da gördüyümü xatırladım. Kitab bitənə qədər, görəsən, "hansı bir-birindən copy paste edib?" deyə içim-içimi yedi. Sonra girib hər iki yazıçını da google-ladım. Ancaq Cibran 1931də vəfat edib və Osho isə 1931də dünyaya gəlib. Bu da onu göstərdi ki, Cibran köçürməyib. Buna baxmayaraq, mən Oshonun da köçürdüyünə inanmaq istəmirəm. Nə isə, bu belə. Bir başqa mövzu isə elə bu gün burada-instagramda yaşandı. Bir səhifənin altında "Ermiş" kitabı ilə yazışırdım(yenə qaralayırdım kitabı). Belə cavab gəldi ki, "yaşanmışlıqları olmayan və həyatında təcrübəsi olmayanlar bu kitabı bəyənməz". Birincisi, kitabı bəyənib bəyənməmək bunlarla bağlı bir şey deyil. Çox kitab oxuyan insanlar (bu bir tərif deyil, izahdır) artıq bəyənib bəyənmədiklərini aydın görür, onlar kitabları seçmirlər, kitab onları seçir. Və bir kitab bəyənilməsə bilər, onlar özləri də başa düşür ki, bəlkə bu kitab üçün yalnış zamandır. Ona görə də bir neçə müddətdən sonra yenidən oxuya bilirlər. Hər şeyi təcrübə ilə əlaqələndirməyin. Mənim 1 ay sonra 19 yaşım tamam olacaq. Mənə yazdığınız təcrübə ilə bağlı şeylər bilirsiz nəyə oxşayır, O, universitetdən yeni məzun olmuş birisindən iş görüşməsində 3 illik təcrübə istəmələrinə..
  • Konuştu.Kimsenin beklemediği bir anda,karşısındaki kalabalığı muhatap kabul etmeden, yüzünü bir sağa bir sola çevirerek adeta sözlerini dağıtmak istiyormuş gibi konuştu.Söyledikleriyle kendine giden yolu açtığının farkındaydı. Her gün sessizce içinde yürüdüğü bu yolu aşikar eylemek canını sıksa da sözlerine devam etti.Konuşmak çözülmek,insan bir soru hatta sorun hiç değildi.Sadece ağızdan her çıkan iz bırakıyordu ve o kimsenin bu izleri takip etmesini istemiyordu.

    Bu şehre geleli epey olmuştu. Üniversiteye başlayalı da.Uzun vadeli planların insanı değildi.Gününü gün etmediği gibi günü kurtarmak derdinde de değildi.Sadece hayatın yakınına ve uzağına baktğında belirsizlik görüyordu.Bu durum düşüncelerine ufkunu aydınlatacak bir ışık yakmasına izin vermiyordu.İstemediği bir şehirdeydi.İstemediği bir üniversitedeydi.İstemediği bir bölümde “isteme”yi öğreniyordu.Büyüyordu.

    Gece ile gündüzü birleştiren bir uykusuzluk ile güne başlamıştı.Bütün gece babası ile konuşmuş ve bu konuşmaların çoğu telefonu kapattıktan sonra daha çok duvara doğru,geçmişe doğru, annesine doğru,kıbleye doğru devam etmişti.Annesini kaybettikten sonra babasınından uzaklaşıp, farklı bir şehirde hayata tutunmaya çalışmak onun fikriydi.Aslında o da her kız gibi babasını seviyordu. Fakat annesininki gibi bir fedakarlık anlayışını doğru bulmuyordu.Fedakarlık,feda ettikçe yittiğin bir yerde değildi.

    Babasını yalnız bıraktığını düşünmüyordu. Babası yıllar boyu bir aileyi yönetmenin iktidarını kaybetmişti sadece. Annesi vefat ettikten sonra,kendisi de eğitimi için bu şehre gelmişti.Abisi ise yuvasını kurduğundan beri kendi işlerinden başını kaldıramıyordu.Kendisini unutmuş bir adamın babasına ilgi göstermesi de beklenemezdi.Annesi ayrılırken her birine yalnızlık bırakmıştı sanki. O,kendisinin yaşadığı yalnızlığın farkındaydı.Her insan için geçerli olan zorunlu yalnızlık yasasını daha ağır tecrübe ettiği günlerdeydi.Okuyor,okudukça ruhunu buluyor,dünyadaki bütün ruhsuzlardan kendine kaçıyordu.Kendine yakınken çevresine uzak,çevresine yakınken kendine yabancı.Biri dışta bir içte yaşanan bu yalnızlığın farkında olmak yalnızlığın şiddetini de arttırıyordu.

    Hazırlanamadığı final sınavına girebilmek için sabahın erken saatlerinde evden çıktı. Beklentisizliğin verdiği rahatlık ile çalışamamanın verdiği huzursuzluk arasında gidip geliyordu.Suskun ve içine kapanık biri olarak tanındığı bölüme vardığında herkes çoktan yerini almış ezberlediği bilimsel cevapları tekrar ediyordu. O ise özgürlüğü için babasını terk etmiş, annesinin kaderdaşını yalnız bırakmış hissediyordu.Özgürlüğe inanmıyordu artık.Ölümle sınırlanmış bir özgürlüğün var olmadığını görüyordu.Bu hapishaneden çıkmak istiyordu.

    Bölüm hocaları ellerinde sınav kağıtları dersliğe girdiler.O sırada “Aile Sosyolojisi”ne ait tüm notlar masalardan kaldırıldı.Sınavda tek soru vardı.

    Bir süre bekledi.Babasına giden yolu açan gözyaşlarını sildikten sonra elindeki kağıdı alarak Hocanın oturduğu masaya doğru ilerledi. Sakin bir tavırla boş kağıdını Hocasına uzatarak şöyle dedi:

    “Türk aile yapısında kadının rolü tamamlamakmış Hocam.Yarım neredeyse,eksik neredeyse, boşluk neredeyse ailede onu tamamlamakmış.İnsanın rolü tamamlamakmış. Akademik bir cevabım yok Hocam sorunuza. Şefkati, merhameti, samimiyeti yalnız bırakarak kendi eksikliğimle özgürlük ararken özüme ulaşamazmışım. Onlardan uzak kendim olamazmışım. Sorunuz bana rolümü hatırlattı Hocam.Ailemi hatırlattı.Tamamlanmak en büyük özgürlükmüş Hocam.Tamamlanmak mümkünmüş…”

    Sözlerini tamamladıktan sonra ağır adımlarla terhisine doğru yürüdü. Geride bırakacağı şehre,üniversiteye ve bölüme son kez baktı. Önündeki kağıtları doldurmaya çalışan arkadaşlarına acı bir gülümsemeyle şöyle dedi:
    “Doğru cevabı ben verdim arkadaşlar.Doğru cevabı ben verdim Baba.”

    19.01.2020