• Sufiler, Kur`an-ı Kerim'in çeşitli ayetlerine dayanarak, insan nefsinin altı mertebesinin olduğunu ileri sürmüşler ve kendilerinden de yedincisi diye nefs-i kâmileyi ilave ederek yedi mertebeye çıkarmışlardır.

    1. Nefs-i Emmâre: Allah`ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir.

    2. Nefs-i Levvâme: Allah`ın emirlerine bazen uyan, bazen uymayan, işlediği günahlardan dolayı üzülen ve sevaplardan dolayı sevinen nefistir.

    3. Nefs-i Mülheme: İlhama mazhar olmuş nefistir.

    4. Nefs-i Mutmainne: İmân esaslarına inanan, İslâm`ın emir ve yasaklarına uyan, bu konularda hiç bir şüphe ve tereddüdü olmayan, neticede Allah ile manevî bir bağ kuran ve bunun lezzetine ulaşan nefistir.

    5. Nefs-i Radiye: Her yönüyle Hakk`a yönelen, Allah`tan gâfil olmama şuuruna eren ve O`ndan razı olan nefistir.

    6. Nefs-i Mardiyye: Bütün benliği ile Hakk`a teslim olan ve böylece Allah`ın kendisinden razı olduğu nefistir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur`an Dili, İstanbul 1970, VIII, 5817).

    7. Nefs-i Kâmile: Bütün kötülüklerden sıyrılıp manevi olgunluğa eren nefis. Bu mertebeye erişen bir kişinin bütün sıfatları güzeldir ve her hali ibadet sayılır (Süleyman Uludağ, Kuşeyri Risalesi tercümesi, s. 222, 277, 290).

    Aslında nefs, bir şeyin kendisi, benliği, zatı ve hakikatıdır. Ona göre nefs-i mutmainne, o dereceye ulaşan insanın kendisi demektir (Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, VIII, 5814).

    Nefs-i mutmainne, Kur`anda bir yerde geçmektedir:

    "Ey huzura eren nefis, sen Allah`tan ve O da senden razı olarak Rabb`ine dön!... (lyi) Kullarımın arasına gir!.. Cennetime gir!.. " (Fecr, 89/27-30).

    "Nefs-i mutmainne", genelde Türkçeye "huzura eren nefis" olarak tercüme edilmiştir. Bu dereceye ulaşmış olan bir insan, Allah Resulunün getirdiği her inanç ve ameli hak olarak kabul eder; Allah`ın dininin yasakladığından mecburen değil, seve seve kaçınarak uzak durur; Allah yolunda ne fedakârlık gerekiyorsa yapar; dünyanın İslâm dışı lezzet ve menfaatlerinden mahrum kaldığı halde, onları özlemez ve tersine bu konuda kalbi mutmain olarak hak dini takib edip çeşitli pisliklerden korunur. Nefs-i mutmainne dendiği zaman, bu vasıflara sahip olan insan akla gelir (Muhammed b. Cerir et-Taberî, Camiul-Beyân fi Te`vil`i Ayil-Kur`an, Mısır 1954, XXX,190 vd.; Muhammed b. Ahmed el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmil-Kur`an, Kahire 1967, XX, 57 vd.).

    Bazı âlimlere göre bu ayet, Hz. Osman (r.a) hakkında nazil olmuştur. Diğer bazı âlimlere göre ise, Hubeyb b. Adiy hakkında nâzil olmuştur. Mekkeli müşrikler onu idam edip yüzünü Medine`ye çevirdikleri zaman, Yüce Allah onun yüzünü Ka`be`ye doğru çevirmişti (el-Kurtubî, el-Cami`, XX, 58).

    Nefs-i mutmainne derecesine ulaşan insan, dünyada bu şekilde Allah`a tam manasıyle teslim olmuş bir halde yaşar. Gönül huzuruna, ruhî saâdet`e ulaşır. Gam ve kederden uzak olur. Ahirette de Allah`ın iltifâtına nail olur. Yüce Allah'ın nefs-i mutmainne seviyesindeki insana yönelik bu "Rabb`ine dön, (iyi) kullarım arasına gir, cennetime gir!.." meâlindeki hitapların ne zaman vuku bulacağı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Alimlerin değişik tefsirlerine göre bu hitâr ya ölüm anında veya kıyâmet gününde yahutta Cennet`e girişte yapılacaktır (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, VI, 233).
  • Türkiye, 1954 yılında Amerikan petrol şirketlerinin avukatı Max Bail'e hazırlatılan bir tasarıyla, kendi olanaklarıyla petrol bulmak ve işletmekten aciz Arap şeyhlerinin razı olduklarından daha ağır hükümler taşıyan bir petrol kanununu benimseyecektir.
  • Vecihi Hürkuş, gökyüzü tarihimizde ilklere imza atan bir pilottur. 1917'de, Kafkas cephesinde, ilk Türk hava za­ feri onun sayesinde kazanılmıştır. .. 1918 yılında, Ruslardan ele geçirilen Nieuport uçağı­ nın bozulan pervanesinin yenisini yaparak bir ilki gerçek­ leştirmiştir ... Kurtuluş Savaşı sırasında, uçakların kanatlarının onarı­ mı için gerekli olan jelatin ve emait imalatını o başarmıştır ... İzmir'e ilk giren ve hava meydanını işgalden kurtaran pilotumuz Vecihi Hürkuş'tur. .. Kurtuluş Savaşı'nın ilk ve son uçuşunu yapan da odur ... Kurtuluş Savaşı'nda, TBMM takdirnamesini 3 defa ka­ zanmıştır ... 1924 yılında, İzmir' de ilk Türk uçağını yapmıştır. .. 1930 yılında, İstanbul'da, tarihimizdeki ilk sivil uçağı yapan "Pilot Vecihi" den başkası değildir ... 1933 yılında, ilk deniz uçağı onun elinden çıkmıştır ... 1934 yılında, ilk kadın pilotumuz olan Bedriye Gök­ men Bacı'yı yetiştirir. .. Ankara'da, 1936'da uçan ilk Türk planörlerinin uçu­ şunu gururla seyreden imalatçı da Vecihi Hürkuş'tur ... İlk Türk özel hava yolları kuruluşunu 1954'de kuran kimdir dersiniz? .. Türkiye'de, toprak altındaki radyoaktif zenginliği keş­ feden uçağı kullanan yine pilot Vecihi'dir ...
  • Pablo Neruda 1954 yılında Santiago Üniversitesi'nde verdiği bir seminerde "Bilgi bir ışık gibidir. Sızacak bir yer bulur ve içeri girer."diyor. Biz bu ülkede yıllardır bilgi içeri girmesin diye kapıları kapadık çünkü bilgiyi içeri sokmazsanız ilkokul mezunu, eroin kaçakçısı milletvekilleriyle bir ülkeyi yönetirsiniz.
  • 1950-1954 yıllarında yatırımlar, özel sektör ile devlet sektöründe artarak hızlı bir gelişme göstermiştir. Sanayi kesimindeki üretim, bilhassa şeker, dokuma, çimento, demir, çelik, kauçuk sahalarında tarımdakinden çok daha fazla artmıştır.
  • New immigrants stood at last on American land. But the big question was this: Could they stay?

    Most people took between two and five hours to pass through Ellis Island. In the station's early years, immigrants had to complete these tests:

    *First, they answered 29 questions. (How old were they? What job did they do in their old country? Were they married? Could they read?)

    *Then immigrants were sent to the second floor of the building. This was the second test. Doctors watched people as they walked up the stairs. If they were not healty, they had to have more tests. Very sick people were sent back home.

    * Immigrants were then asked the same 29 questions again. Were their answers the same as the first time? (1892 - 1954)

    ~~~~~~~~~~~~~~~

    Yeni göçmenler sonunda Amerikan topraklarında durdular. Ama asıl soru şuydu: Onlar kalabilirler mi?

    Ellis Adası'ndan geçmek çoğu insanın iki ila beş saatini aldı. İstasyonun ilk yıllarında, göçmenler bu testleri tamamlamak zorunda kaldılar:

    * İlk olarak 29 soruya cevap verdiler. (Kaç yaşındaydılar? Eski ülkelerinde ne iş yaptılar? Evlendiler mi? Okuyabilirler miydi?)

    * Daha sonra göçmenler binanın ikinci katına gönderildi. Bu ikinci testti. Doktorlar insanları merdivenlerden yukarı yürürken izlediler. Eğer sağlıklı olmasalardı, daha fazla test yaptırmak zorundaydılar. Çok hasta insanlar eve geri gönderildi.

    * Daha sonra göçmenlere aynı 29 soruyu yeniden sordular. Cevapları ilk olanlarla aynı mıydı?  (1892 - 1954)