Okumak bir eylemdir. Hele hele fikri yaşamak, yaşamayı da başlı başına bir fikir olarak gören ben için okumak, fırtınalı bir gecede okyanusun dalgaları arasında akıntıya karşı kulaç atmaktır.
Kristof Kolomb'un adamlarının nice yerliyi suçiçeği bulaşmış battaniyelerle bile isteye -biyolojik savaşın ilk örneği!- öldürdüğünü, yerli bebeklerini köpeklerine yem yaptıklarını, İncil-barut-alkol sacayakları üzerinde zalim bir sömürgeciliğin boy verdiğini bugün biliyoruz.
Hırçın Kız, Robinson Crusoe ve Gülliver'in Seyahatleri gibi klasik eserlerdeki ana karakterleri incelediğinde, Mannoni şunu görür: Kaybolmuş, sürülmüş, gemisi batmış Avrupalılar vardıkları kıyılarda doğasının ve kültürünün üstünlüğü sonucunda hakimiyeti ele geçirir, yerlilere boyun eğdirirler. Bu uzak diyarlardaki yerliler yarı insan, insanaltı, kolayca kullanılan, tekamül etmemiş ahmak yaratıklar olarak resmedilirler.
Modern insanın temel meselelerinden birisi de, ölümle yüzleşememesi, La Rochefoucauld'un deyişiyle 'ölümle doğrudan bağlantı kuramaması' ,dahası onu inkar etmeye yönelmesidir.
Tanrının her şeyi kendi adaletli elinde tuttuğu yerde ne kavga olur ne de yokluk. Hilekar Papalagi, hiçbir şeyin Tanrı'ya ait olmadığı mavalını bize yutturmaya çalışır.
"Elinde tuttuğun her şey senindir"