Başarılı bir ressam olan Alicia, kocasını yüzüne 5 kez ateş ettikten sonra bir daha hiç konuşmuyor.
Hastaneye yatırıldığında hiçbir doktor onu konuşturmayı ve gerçekleri öğrenmeyi başaramıyor.
Psikoterapist olan Theo yıllardır konuşmayan Alicia'yı konusturabileceğini düşüyor ve onun yattığı hastanede işe başlıyor.
Terapi seanslarinda Alicia tek bir kelime etmiyor göz teması bile kurmuyor.
Taa ki bir gün Theo'ya saldırana kadar.
Bundan sonrasında bizi keyifli bir okuma süreci karşılıyor.
Konusu zaten ilgi cekici.
Anlatımı yalın ve akıcı oldugu icin sıkılmadan okudum. Merakınızı dinç tuttuğu içinde hızlı bitirdim.
Bir noktaya kadar tahminlerim hep değişti ama bir noktadan sonra tahmin edebildim
Yeterince gerilim gizem tarzında kitap okuyorsanız her ihtimali düşünmeniz gerektiğini bilirsiniz
Psikolojik olarak insanları iyi anlatan, psikolojinin ne kadar kırılgan olduğunu, geçti sandığımız şeylerin aslında sadece derinlerde yattığını öğreniyoruz okurken.
Gayet başarılı buldugum bir kitap oldu severek okudum.
Hikaye 1980'lerde geçiyor.
Mina yeni mezun bir pedagog ve nişanlısı Oscar ile evlilik hazırlıkları yapıyor.
Bir kaç yıl önce kaybettiği kardeşi Eddie'nin geçmek bilmeyen yasıyla mücadele ediyor.
Bir süre sonra tekrardan ortaya çıkan yasıyla beraber daha önceden de katıldığı gruba girerek kendini iyileştirmeye çalışırken Sam ile tanışıyor.
Sam küçük kızı Maggie'yi kaybetmiş acılı bir baba ve aynı zamanda gazeteci. Bir gün Mina'ya ulaşarak iş teklif ediyor. Alice adında genç bir kızın hasta olduğunu ancak fiziksel hiçbir hastalığı olmadığını, aile üyelerinin musallata uğradığını düşündüklerini söylüyor ve psikoloji alanında tecrübe kazanabileceğini bir deneyim olduğunu söyleyerek Mina'yı ikna ediyor.
Mina ve Sam ailenin yaşadığı kasabaya giderek aileyle birlikte yaşamaya başlıyor.
İşte tam olarak bundan sonra ürkütücü ve gotik bir atmosferin içine giriyorsunuz.
Kitap bu konuda gayet başarılı.
Yazarın betimlemeleri zihninizde canlandıkça karanlıkta okumamanız gerektiğini fark ediyorsunuz.
Hikayenin Kurgusu ve anlatımı o kadar zekice kurgulanmış ki yorum aslında tamamen okuyucuya bırakılmış.
Alice kendini mi kandırıyor? Manipüle mi ediliyor?
Mina kendini mi kandırıyor?
Yoksa okurken biz mi kendimizi kandırıyoruz?
Burada gerçekten doğa üstü bir hikaye mi vardı?
Yoksa suçluluk ve korku bir araya geldiğinde çarpık bir gerçeklik mi ortaya çıkıyor?
Bana kalırsa burada her ikiside vardı.
Bazı noktalar psikolojik bir çözülmeyken bazı noktalar kesinlikle doğa üstüydü.
Kısa sürede çabucak okudum ve sevdim.
Bundan sonrasi spoiler olabilir.
Mina'nın bahçede yatarken içeceğinin üzerinde eşek arısının uçması ve kitabın sonunda Bert'in odasına girdiğinde eşek arısının olması detayı..
Başta Sam'in Alice'in odasındaki röportajını Mina'ya dinletirken araya karışan sesin "Çok