Yani , insan bir savaş alanıydı. Ceket , gömlek, pantolon ya da etek giymiş , kravat takmış , tıraş olmuş , kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı . Öpen hatta , okşayan , konuşan , susan , çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı...
Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan ? Şöyle , güllerin kuş cıvıltılarına , kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengarenk bir barış bahçesi ?
Çünkü ,insanların büyük bölümü birçok güzelliği göremezdi. Büyük bölümü, birçok güzelliğe dokunamazdı. Onlar , birer uyurgezer gibi geçip giderlerdi güzelliklerin yanından .