"Aslında, hatta zamanı zorlayarak, her gittiğimiz şehrin önce mezarlığına uğrayıp, bir Fatiha okuyup ondan sonra merkezine girmeliyiz.Çünkü:orada yatanlara borçluyuz, çok borçluyuz. Diyebilirim ki, bu konuşmayı bile ben onlara borçluyum. Siz bu şehri ve şu yaşantıyı onlara borçlusunuz. Fetihten başlayarak, bu güne kadar, bize, babalarımız, dedelerimiz, bu hayatı, bir nevi, armağan etti. Allah'ın lütfu ve onların da bize mirası olarak bu hayata kavuştuk ve geleceğe bir parça umutla bakıyorsak, onların sayesinde bakıyoruz."
Senin hissettiğin o boşluğu, o anlamsızlığı, o korkuyu, şu an dünyanın başka bir ucunda, başka bir dilde, başka insan da hissediyor. Biz birbirimizi görmesek de aynı yaranın sızısında buluşan büyük bir aileyiz.Görünmez iplerle bağlıyız birbirimize. Birimiz iyileştiğinde, birimiz bir adım attığında, bütün ağ titrer.Senin bugün atacağın o küçük cesur adım, bir başkasına umut olacak.Senin bugün kendine göstereceğin o küçük şefkat, dünyanın toplam nefretini azaltacak.
Bu yüzden, kendine iyi bak. Sadece kendi sağlığın için değil; dünyanın iyiliği için. Senin iyi olmana ihtiyacımız var.Senin ışığına, senin hikayene, senin o eşsiz hatalarına ihtiyacımız var.
Yolun açık, yaran ve bahtın açık olsun.
"Bu yazıyı okuyan kişi yani sen, sadece sen olduğun için; doğduğun ve bu evrenin anlamlı bir parçası olduğun için; birilerinin evladı, akrabası, eşi, arkadaşı, kardeşi olduğun için; kendi hayatına, dünyaya, etrafındaki sorunlara kafa yorup çözümler aradığın için; her sabah duygudurumun ne olursa olsun o yataktan çıkıp hayat mücadelesine katıldığın ve akşamları şerefinle eve yorgun döndüğün için kıymetlisin, önemlisin ve sevilmeye layıksın. "
"Neyimiz varsa onun yetimiyiz.'Benim', dediğimiz her şeyin bir gün bizi terk edeceği algısı hiçbir zaman çıkmadı aklımızdan, ruhumuzdan ve hayatımızın gerçeği olmaktan."