Kendini toplumun üzerinde gören, dokunulmaz, sorgulanmaz, kutsal ilan eden devlet, şiddeti tekeline alır, bireylerin ve toplulukların haklarını sistematik biçimde çiğner. Bu hakları peşinen reddetmek, taleplere karşı uygulanan şiddeti meşru kılar...
Öteki'nin tanınmaması, dilsizleştirilmesi, reddedilmesi, nesneleştirilmesi üzerine kurulmuş her ilişki bir tahakküm ilişkisidir ve kaçınılmaz biçimde zulüm içerir...
Bölünmenin karşıtı bütünleşmektir diyebilirsiniz inatla, bu da farklılıkların kabulüne dayanır. Demokrasi, insanların farklılıklarını korkmadan yaşayabilecekleri bir rejim değil midir?
Bir zamanlar Kürt sözcüğü dokunanın elini yakabilirdi; şimdiyse siyasi ve kültürel haklardan söz etmek, "bölünmez birlik ve bütünlüğün" duvarına çarpıyor.