Bunca işkence, kıyım, kayıp zaten "Gözümüzün önünde," zaten "bildik, tanıdık" olduğu için mi koku yetimizi yitirmiştik? Şimdi mi anlamıştık ölümün fiyat kırdığını, nicedir seri üretime geçtiğini, sahnelenen kanlı oyun için hep figüranlar, insan bedenleri istendiğini? O aldırışsız, unutkan, açgözlü bakışın hiç mi suç ortaklığı yoktu? Suskunlukla sarmalanmamış mıydı işkence çığlıkları, işitmediğimize inanalım diye?
Herhalde hepimiz barış istiyoruz. Ama yalnızca kendi koşullarında barış istemek, aslında barış istemek değildir. Kalıcı bir barış, adil bir barıştır, her şeyden önce.