Basit açgözlülük, ilk gününden bugüne kadar uygarlığın itici ruhuydu: Zenginlik ve yine zenginlik ve üçüncü kez zenginlik, toplumun değil, tam tersine sıradan bireyin münferit zenginliği, uygarlığın biricik nihai amacıydı.
Uygar toplumun özeti devlettir; örnek olarak geçerli her dönemde istisnasız olarak egemen sınıfın devletidir ve her durumda esas olarak ezilen, sömürülen sınıfın baskı altında tutma makinesidir.
Uygarlık döneminde en büyük gelişimini yaşayan kölelikle birlikte, toplum sömüren ve sömürülen olarak ilk kez ciddi bir bölünme yaşadı.Bu bölünme bütün uygarlık döneminde devam etti.Kölelik, antik dünyaya özgü ilk sömürü biçimidir; onu Ortaçağ'da serflik, yakın dönemde de ücretli çalışma izlemiştir.
Mülk sahibi sınıf doğrudan doğruya genel oy hakkı sayesinde hüküm sürmektedir.Ezilen sınıf, yani bizim örneğimizde proleterya, kendini özgürleştirecek kadar olgunlaşmadığı sürece, bu sınıfın çoğunluğu mevcut toplum düzenini mümkün olan biricik düzen olarak kabul edecek ve kapitalistler sınıfının kuyruğu politik açıdan onun en aşırı sol kanadını oluşturacaktır.Kendi kurtuluşu için olgunlaştığı ölçüde, kendini bir parti olarak inşa eder, kapitalistlerin temsilcilerini değil, kendi temsilcilerini seçer.Böylece genel oy hakkı işçi sınıfının olgunluğunun ölçütüdür.
antik devlet herşeyden önce kölecilerin, köleleri bastırma devletiydi; feodal devlet aristokrasinin serfleri ve kendine tabi köylüleri bastırma organıydı ve modern temsili devlet de ücretli emeğin sermaye tarafından sömürülmesinin aracıdır.