"Bir erkekle sonsuz bir birlikteliğe adım attığında her kadının bulmayı arzuladığı o mutluluğu evliliğimde bulabilmeyi düşlemiştim. Tek bulabildiğim koca bir hiçti. Ne büyük bir hayal kırıklığı. “
Geçtiğimiz yüzyılın başlarında kadınlar hayatlarının neredeyse hiçbir alanında özgür değildi, dolayısıyla konu işlenen suçlar olunca başka türlüsü beklenemezdi.
Madem kadınlar mantıksız, histerik ve ahlaken sapkın canlılar, öyleyse eylemlerinden sorumlu tutulamazlar. Ve sorumluluk yoksa, elbette ceza da olamaz.
O zamanlar kanunlar "kocası dışında bir erkekle yatan kadına" beş yıla varan hapis cezası verilmesini öngörüyordu. Fakat bu suç bir erkek tarafından işlenirse işler değişiyordu. Evli bir erkeğin işlediği zina suçunun cezai yaptırımı olması için başka faktörlerin de devreye girmesi gerekiyordu. Öyle ki suçun ismi bile değişiyordu: Zina değil, dost hayatı yaşamaktı onlarınki. Ve evli erkeğin bu suçtan ötürü ceza alması için başka bir kadınla yatması yetmiyordu, "aile konutunda veya dışında haysiyete zarar verecek şekilde metres ilişkisi sürdürmesi" gerekiyordu. Böyle bir durumda da alabileceği maksimum ceza 540 gün hapse mahkûmiyetti, oysaki işlediği suç görünürde daha hafif olsa da kadına verilen ceza beş yıl mahkûmiyetti.