Hayatın bu kirli gerçekleri herhangi bir anlatıda dikkate alınmalıdır, bağırsakları rahatsızlık vermediği sürece herkesin kendine özgü düşünceleri vardır, örneğin gözlerle duygular arasında doğrudan bir ilişki olup olmadığını tartışabiliriz ya da sorumluluk duygumuzun normal bir görme yetisine sahip olmamızla ilgisi bulunup bulunmadığını kendimize sorabiliriz, ama doğal ihtiyaçlarımız iyice sıkıştırdığında, duyduğumuz acı ve çektiğimiz sıkıntı bedenimizin kaldıramayacağı kadar yoğunlaştığında, içimizdeki hayvan ortaya çıkar.
Göz dediğimiz organ hiçbir ifade taşımaz, oyulup çıkarılsalar cansız iki bilyedirler sadece, gözkapakları da öyledir, çeşitli görsel güzellikler ve incelikler, kaşlar ve kirpiklerde toplanır, ama yine de dikkatleri çeken gözlerdir.
İşte uygarlığın kusuru bu, evimizin musluğundan akan suyun rahatlığına alışıyor ve bunun olabilmesi için dağıtım vanalarını açıp kapatan birine, elektrik enerjisiyle çalışan barajlara, ayın debisini ve rezervini düzenleyen bilgisayarlara ihtiyaç duyulduğunu ve bütün bunlar için gören gözler bulunması gerektiğini unutuyoruz.