Kabul edebilir misin, seven,
fakat teslim olmayan,
Yanan, fakat kül olup tozumayan bir kalbi?
Birlikte olabilir misin, fırtınada
sarsılan, uğuldayan,
Fakat fırtınaya teslim olmayan bir ruhu?
Yoldaş olabilir misin, ne kimseye
köle olan,
Ne kimseyi köle yapan biriyle?
Kalbimi değil, yalnız bedenimi
alarak
Kendinin kılabilir misin beni,
sahip olmadan bana?
Öyleyse, işte elim, uzatıyorum sana,
Tut güzel elinle onu;
İşte bedenim, bırakıyorum sana,
Kucakla, sımsıcak kollarınla onu;
Ve işte dudaklarım, ödüllendir onları
Uzun, yakıcı, baş döndürücü bir öpücükle.
Ne zulüm ve işkence haklı olanı incitebilir, ne de baskı ve dayatma, doğrunun yanında olanı yıldırabilir, etkisiz kılabilirdi. Sokrates gülerek içmişti baldıran zehrini. Aziz Paul hoşnut olmuştu taşlanmaktan.
Vay halinize, siz, hırs ve tamah putlarının önünde yüzüstü yere kapananlar! Vay halinize, siz, siyah cübbeleri altında simsiyah ve kirli işlerini saklayanlar!