salvegul

Sonunda annem ile babamın taparcasına sevdikleri ve annemin bana hamile kaldığı bu şehri görecektim. Babamla kavuştuğumuz için son derece mutluyduk. Babamın beni ne kadar sevdiğini görünce gözlerim doluyordu. Küçükken bile sabahları traş olurken ki o epey zaman alan bir işti, yüzünü fırçayla uzun uzun sabunlar, traştan sonra sıcak kompresler yapar losyonlar sürerdi, tuvaletin kapağını kapatır, beni üstüne oturtur, yanından ayırmazdı. Şimdi de Paris'te bu sokak kahvesinde otururken benimle birlikte olmaktan duyduğu mutluluğu hissedebiliyordum.
Sayfa 212·Kitabı okuyor
Reklam
Bütün bu diplomatik yükümlülüklerine karşın annem resim yapmaya daha fazla zaman ayırmıştı. Günün hangi saati olursa olsun, ne zaman boş bir vakit bulsa önceden hizmetçi odası olarak kullanılan üçüncü kattaki atölyesine kapanıyor ve çalışıyordu. Hele pazar günleri hiç durmadan resim yapıyordu. Uşak Mr. Hooper öğle yemeğini haber vermek için oda kapısını tıklatmaya ürküyordu. Çekinerek bunu yaptığında annem, “Sen de nereden çıktın?” gibilerden boş gözlerle bakıyor, sonra, “Görmüyor musun burada resim yapıyorum, beni ne diye rahatsız ediyorsun?” ya da “Yemek mi? Yemekten bana ne, çabuk beni yalnız bırak” diye azarlıyormuş. Bir defasında boyaya yeni batırmış olduğu bir fırçayı adamın kafasına atmış. Annem ressam gömleğini giyer giymez bambaşka bir insan olurdu. Konsantrasyonu en yüksek noktaya çıkar, kimse tarafından rahatsız edilmeye dayanamazdı! Mr. Hooper kısa süre içinde annemin öğle yemeğini bir tepside oda kapısının önüne sessizce bırakmayı öğrenmişti.
Fahrünnisa hakkında·Kitabı okuyor
Ondan sonra annem, Nejad ve ben hep ayrı ülkelerde, tamamen farklı biçimde yaşadık.
Sayfa 208·Kitabı okuyor
Küçük gemiyi iyice inceledikten getirdikleri hediyeleri verdikten ve öpüşüp sarıldıktan sonra motora döndüler. Artık gözden epey uzaklaşmışlardı. Salladıkları mendilleri göremez olmuştum, derken Nejat paltosunu çıkardı ve sallamaya başladı. Rıhtıma yanaşırlarken Nejat'ın paltosu İstanbul'un minareli ve kubbeli şahane silüetinin önünde küçük siyah bir nokta gibi kalmıştı.
Sayfa 207·Kitabı okuyor
Cezaevinden çıkıp travmatik anılarıyla ve güçsüz bedeniyle ayakta durmaya çalışan Yusuf'un sessizliği de travmaya dair önemli bir özelliktir. Bir yığın acıyla yaşamaya devam ederken suskunluk karakterin bir nevi son direnişidir.
Sayfa 138 - Sonbahar (2008) filmi üzerine
Reklam