Sanırim yıllar geçse de bir köşeye çekilip,sorgusuz sualsiz duvarı izlemekten vazgeçmeyeceğim. Eski küçük kızın cani yandiğinda göz yaşları düşerdi yanaklarindan. Sabahlara kadar ağlayıp uyanınca yeniden kalkmak isterdi. Şimdi ise ağlayamiyorum, çok aglayınca göz yaşları biter derlerdi. Sanırım doğru. Içim ağlıyor, içim kan ağlıyor, en garibi de ben gülüyorum. Bir Mart sabahında saatlerce kasvetli havanın yaşattiğı hislerimi sorguluyorum. Duvarlar hiçbir şekilde konuşmuyor. Benimde konuştuğum söylenemez. Arkada (lt's Snowing Like It's the End of the World- Krobak) çaliyor. Şarkının sözleri yok, ama melodisinin yüklediği anlam bu içimdeki sızıyı ruhuma yerleştiriyor. Aynı bu şarkı gibi hissediyorum, konuşmuyorum ama içimdeki melodinin duyulmasını istiyorum. Yllar sonra nerede, nasıl olurum bilmiyorum hatta tahmin bile edemiyorum. Bir insan bu kadar hayat dolu olup bu kadar hayatını nasıl karanlık görebilir
aklım almıyor. Güçsüz değilim fakat güçlüyüm de diyemiyorum. Kalabalıktayım bu yüzden yalnizım da diyemiyorum. Melankolik olmak ruhuma işlemiş. Göz yaşlarımın her daim içimdeki çiçeği
sulayacağını bildiğim için asla kurutmayacağım.