"Eğer biz bundan önce onları bir azapla helak etmiş olsaydık mutlaka şöyle diyeceklerdi: Ey Rabb’imiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, şu zillet ve rezillik başımıza gelmeden önce ona uymuş olsaydık." (Taha: 134)
Allah Teâlâ bir topluma peygamber göndermeden önce onları helâk ederek azap etmez diyen ve bu görüşlerine "eğer biz bundan önce onları bir azapla helâk etmiş olsaydık mutlaka şöyle diyeceklerdi" meâlindeki beyanın zâhirini delil olarak gösteren kimseler vardır. Bize göre Cenâb-ı Hak bir topluluğu onlara peygamber göndermeden önce de helâk ederek azap edebilir. Çünkü onlara akıl diye bir delil vermiştir. Eğer iyiden iyiye düşünüp baksalardı Allah Teâla'nın üzerlerindeki hakkını anlayıp idrak edebilirlerdi. Durum bu olduğuna göre yüce Allah’ın onları helâk etmesi, bir delil ve hüccete binaen helâk etme olur. Fakat Allah Teâlâ lütfü ve rahmetinin gereği olarak gönderdiği ilk âyet ile kendilerini helâk etmez. Bilakis onlara bir lütuf ve ihsan olarak birçok âyet göndermedikçe bunu yapmaz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Sakın kendilerini sınamak için onların bir kesimini yararlandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine göz dikme! Rabb’inin sana verdiği nimetler daha hayırlı ve daha kalıcıdır." (Taha: 131)
Gözünü dünyanın eşrafına ve onların gururlarına ve gösterişli hayatlarına dikme! Fakat dünyaya, niçin yaratıldığına, dünyanın içindeki zehire ve insanlara hayatı nasıl dar ettiğine bak. Çünkü dünyaya, içindeki zehire ve hayatı çekilmez hale getirmesine bakan kimse, dünyadan el etek çeker ve onu istemez. Buna karşılık dünyaya, eşrafına, gururlarına ve süslenmelerine bakan kimse de dünyaya aldanır, onu ister ve ona meyleder.
"Kendilerine âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman inkâr edenler iman edenlere, 'İki topluluktan hangimizin konumu daha üstün ve mensupları daha iyi?' diye sorarlar. Oysa onlardan önce de daha varlıklı ve daha gösterişli olan nice nesiller helâk ettik." (Meryem: 73-74)
Yüce Allah onlara kendilerinin de bildiği bir durumu haber vermiştir. Kendlerinden öncekiler varlık içinde yüzmekte ve dünyanın süsünü takınmaktaydılar. Ama daha sonra peygamberleri yalanlamaları ve Rablerine karşı gelmeleri yüzünden helâk edildiler. Bu kâfirlerin dediklerinin aslı, esası olsaydı helâk edilmezlerdi. Netice olarak Allah Teâlâ’nın dünyada bir kimsenin geçimini rahatlatıp bir başkasının hayat şartlarını daraltması ancak imtihan içindir yoksa kişinin mertebesi ve konumu ile alakalı değildir. Sevap ve ceza ise kişinin değeri, mertebesi ve aşırıya kaçıp kaçmaması ile ilgilidir.
Karl Marx; "Ürettiği şeylere kendi hayatından birşeyler veren işçinin hayatı, artık kendisine değil, nesnesine ait olmaya başlıyor; işçinin çabası arttıkça özvarlığı azalıyor."
"Allah buyurdu ki: Ey Zekeriyya! Biz sana Yahya adında bir oğul müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermedik." (Meryem: 7)
Fazilette ve derece itibariyle bundan önce kimseye Yahya gibi bir oğul vermedik. Gerekçe olarak Hz. Peygamber’in şu hadisini göstermişlerdir: "Âdemoğulları içinde Yahya b. Zekeriyya hariç, günah işlemeyen veya aklından geçirmeyen hiçbir kimse yoktur."