- Duygu ve Düşünceler -
Halil Cibran, benim en beğendiğim ve değer verdiğim ilk 3 düşünür-yazardan biridir. Külliyatını çok önceden bitirmiş olmama rağmen, nasıl bir inceleme yazabilirim ki diye daima erteledim. Çünkü Üstad Cibran’ı tanıyanlar, sevenler, sayanlar bilirler ki anlatması ve anlaması çok güç bir şahsiyettir. İşbu nasıl anlatırsam anlatayım daima eksik kalacaktır. Ancak yine de boynumun bir borcu olarak görüp incelemeye koyuldum.
İlk kez okumaya başladığımda, neden daha önce karşılaşmadım ki dediğim çok, bitirirken de neden bitti ki dediğim ve boşluğa düştüğüm çok olmuştur. Sevdiklerime kitap hediye etmek istediğimde ilk aklıma gelen kendisi olmuştur. “Fırtınalar” adlı eserini alıp değerli iki hocama hediye ederken; heyecanım yüzüme yansıyordu. Çünkü ben bir dostumun, keşke hocalarımdan biri olsaydı dediğim, geceleri kelimeleriyle bana ışık tutan, gündüzleri yüzümü güneşe çeviren, can sıkıntılarımda derdimi dinleyen yoldaşımın yazdığı bir eserdi.
Onu tanıdığım herkese anlatmak istemişimdir. “Bakın böyle yazıp ruhlara dokunmak kolay değil” demek ve tanıştırmak istemişimdir ki elimden geldiğince de merak edenler ile buluşturdum dostumu.
Kalabalık bir topluluğa girdiğimde konuşma sırası bana geldiğinde, dili kelimelerinde can bulan dostumun önce söz söyleme hakkı var hassasiyeti ile onun cümlelerinden paylaşıp; girizgah yapmaya çalışmışımdır. Nitekim o ruhlarımıza dokunmaya gayret etmişken; bu kadarını çok görmemek gerekir.
Belki de bir masa başına oturup sohbetlere dalamadık, belki kırlarda yürürken Aristoteles ve öğrencileri misali beyin fırtınaları yapamadık, ancak her kelimesini ruhuma ve düşüncelerime seslendiğini hissettim. Çoğu görüşüne katılmakla beraber, pek tabi katılmadığım görüşleri de olmuş olabilir ki ancak o üzerine düşeni yapıp kendisi