Yalnızlık insanın kendisiyle en uzak mesafesidir. Kısacık bir yalnızlık anına bile bütün hatıralar sığabilir. Geçmişin o kalabalığında, uğultulu hengâmesinde kendinle baş başa kalabilmek imkânsızdır.
Yaşayanların hayata dair küçük beklentileri, dünyadayken bir cehennemin içine itilme korkusu, onları sahte sarılmalara, düzmece kutlamalara, mübalağalı aşk sözcüklerine, uyduruk sevgi gösterilerine mecbur bırakır; bir gün cesaretle hayatını değiştirebilme hayali kursa da kişisel mutluluğunu ucuz numaralarla güvence altına almanın zavallılığı ölene dek devam eder. Kimsesizliği, kınanmayı, ayıplanmayı, eksilmeyi ve daha çok eksilmeyi göze alıp her şeyi olduğu gibi anlatmaya sadece hayaletlerin gücü yeter.
Bir ölünün kaybedeceği ne olabilir?