Bu kitap uzun zamandır kitaplığımdaydı ve ne anlattığını tam olarak bilmiyordum. Ama bir şekilde beni kendine çekti ve sonunda okudum.
İyi ki de öyle olmuş. Çünkü bu sadece bir aşk hikâyesi değil; bir kadının geçmişiyle, kırgınlıklarıyla ve kendisiyle verdiği güçlü bir mücadelenin hikâyesi.
Duygusal anlamda yormadan etkileyen, karakterleriyle fazlasıyla gerçek hissettiren bir roman.
Lily, geçmişinde şiddete tanıklık etmiş, çocukluk travmalarını hâlâ taşıyan bir kadın. Hayatında her şeyin yoluna girmeye başladığını düşündüğü bir anda tanışıyor Ryle’la.
İlk başta sevgi dolu, anlayışlı ve güven veren biri gibi görünüyor. Ama zamanla sevgiyle şiddetin birbirine karışabileceğini görüyoruz.
“Birini sevmen, onun sana zarar vermesine izin vermen anlamına gelmez.”
Atlas ise geçmişten gelen, Lily’nin bir zamanlar sığındığı ama yıllar sonra bile aynı güveni hissettiren biri.
Ama bu kitap aslında bir aşk üçgenini anlatmıyor. Daha çok bir kadının kendine sadık kalma çabasını.
Lily, hislerini saklamıyor ama kimsenin gölgesinde kalmıyor. Ve sonunda sevgiye rağmen kendini seçiyor.
“Bazen en doğru karar, en çok acı verendir.”
Kitap aynı zamanda kadın-erkek ilişkilerinin ne kadar kırılgan bir zeminde yürüyebileceğini, sevgiyle zarar vermenin birbirine nasıl karışabildiğini çok sade ama etkili bir şekilde gösteriyor.
“Bir gün birine, seni sevdiğini söylediği halde sana nasıl böyle şeyler yaptığını sorarsan… şunu unutma: Sevgi bir seçimdir. Şiddet de öyle.”
Henüz devam kitabı olan “Bizimle Başladı”yı okumadım, ama Lily’nin hikâyesinin nasıl devam ettiğini çok merak ediyorum.
Atlas’ın gözünden anlatılan bu bölüm, içimde yarım kalan duygulara dokunacak gibi hissediyorum.
“Aşk, insanın kendini unutması değil… kendine rağmen ayakta kalabilmesidir.”
“Herkes aslında derinlerde eşit derecede berbat durumda olsa da, oldukları kişi hakkında numara yapıyorlarmış gibi hissediyorum. Sadece içimizden bazıları bunu saklamak konusunda diğerlerinden daha iyi.”