Omuzlarından topuklarına doğru ağır ağır akan inanılmaz bir yorgunluk, ruhunun acılarla çöreklenmiş katmanları ise korkunç bir bezmişlik ve hayata karşı kayıtsız bir ümitsizlik duygusu ile çalkalanıyordu.
Aslında hiçbir zaman bir lider olduğuna inanmamış, böyle bir yeteneğe sahip olduğunu gösterecek bir fırsatı da olmamıştı. Hatta şu anda kendini insanlardan kaçacak yer arayan, çiğnenmiş, ezilmiş, unutulmuş, fakirleşmiş yaralı ruhunu tekrar gençliğine götürecek mucizevî bir zaman makinesi arayan uzlaşmaz ve öfkeli bir gezgin olarak görüyordu.