Hayatın ona sunduğu ve ondan kaçırdığı her şeyi tüketmişti. Kırk dört yaşına basmıştı, artık gençliği gerilerde kalmış, su gibi geçen yıllar onu hızla eşsiz, çocuksuz ve haliyle torunsuz, yalnız bir ev hayatında pinekleyeceği emeklilik yıllarına doğru olanca acımasızlığıyla itekliyordu. Yaşam, gölgesi olmayan bir hayalet gibi hızla geçip gitmişti yanından. Özellikle son aylarda kendini bu gölgenin peşinde koşturan bir hayalet gibi hissediyordu.
değişme, "neden" öyle davrandığımızı görebilmekten çok, o davranışı "nasıl" yaptığımızı anında fark edip, aradaki yaşantımızı anlamaya çalışarak gerçekleştirilebilir. Bir insanın bunu tek başına başarabilmesi pek de kolay değildir. Çünkü bu, her şeyden önce bir "niyet" ve "kararlılık" sorunudur.