Sahi, biz tam olarak ne için koşturup duruyorduk bu hayatta? Ne için savrulup duruyorduk oradan oraya? Tam olarak nereye koşuyoruz biz? Nereye doğru ilerliyoruz aslında ya da ilerliyor muyuz ki?
Insan, ateşe girmeden pişemez.
Kül olmadan hakikati bilemez.
Her acı, içimizde yeni bir ben doğurur.
Ve ancak yanan bilir yanmanın ne demek olduğunu...
Ama şu anda hiç kimseye, hiçbir şeye ihtiyacım olmadığını fark ettim. Anlıyor musun? Hiçbir şeye... Kimsenin ne yardımına, ne ilgisine ihtiyacım var. Ben... Yapayalnızım. Tek başınayım. Hepsi bu. Beni rahat bırakın!
Geçen her dakikayla birlikte bütün benliğini, yeni, belirlenemez bir duygu sarıyordu. Çevresindeki her şeye, karşılaştığı herkese karşı duyduğu sonsuz bir tiksinti duygusuydu bu. Yolda rastladığı herkes tiksindiriyordu onu; herkesin yüzü, yürüyüşü, hareketleri tiksinti vericiydi. Biri onunla konuşmaya kalksa, ya yüzüne tükürecek ya da ısıracaktı.