Yenilmek yok, Mustafa, diye söz verdim kendime, asla yenilmek yok! Hep muzaffer olmalıydım ki anneciğim zavallı babamın ona istemeden yaşattığı hayal kırıklıklarını unutsun, benim başarılarımla avunsun.
Ben geri dönmek ve okulumu illa bitirmek istiyordum ki ileride doğru dürüst bir işim olsun, hayatım dayımın çiftliğindeki kargaları kovalamakla geçmesin.
Kâtip olaydım mesela... Ya da asker!
Evet, evet, kesinlikle asker! Çünkü asker kıyafetleri çok hoşuma gidiyordu. Ceketlerinin önünde çift sıra altın gibi parlayan düğmeleri vardı, kollarının konçları sırmalıydı. Geçtikleri her yerde göz çeliyorlardı, herkes saygı duyuyordu.