Yusuf, gizlemiş olduğu bıçağını çıkartarak sultana saldırdı. Saldırıyı savuşturmak isteyen Alp Arslan, ayağa kalkmak için tahtından inmek istemiş, bu sefer de ayağı sürçtüğü için yüzüstü yere kapaklanmıştı. Sadüddevle Gevherayin'in de saldırıyı engelleme çabası başarılı olamamış ve neticesinde Yusuf bıçağını Sultan Alp Arslan'a saplamayı başarmıştı (20 Kasım 1072). Yusuf hemen orada öldürüldü. Ancak Sultan Alp Arslan'ı ağır şekilde yaralamayı başarmıştı. Hemen sarılan yaraların ciddi olduğu kısa süre sonra anlaşıldı.
Ancak İstanbul'a götürülürken gözlerine mil çekilmiş (29 Haziran 1072), acemi birinin yapması veya özellikle işlemin kötü yapılması sebebiyle de hastalanmıştı. Yaralarının da düzgün şekilde tedavi edilmemesi sebebiyle 4 Ağustos 1072 tarihinde Kınalıada'daki bir manastırda hayatını kaybetmişti. Dolaylı olarak öldürülmüştü.
"Kişi temenni ettiği her şeye ulaşamaz." şeklindeki ilk misraini okumuş, Amidülmülk de devamını getirerek karşılık vermişti
"Ruzgârlar bazen gemilerin istemediği yönden eser."
“Kardeşim bana muhalefet ve isyan etti. Benim ülkemi karıştırmaya ve devletimi yabancıya vermeye niyet eder, askerimin çoğu ona tabi, bana ise karşı oldular. Şimdi benim oğlum iyilik edip, gelip bana yardımcı olsun ve kardeşimden öcümü alsın. Yaşama sevincime çok keder gelip, üzülmekteyim. Senin gelmeni bekliyorum. Amcana zarar olmasından korkuyorsan, mektup vardığı gibi, bu tarafa acele ve süratle sefer edesin."
Ayrıca Tuğrul Bey'e Melikü'l-maşrik vel-mağrib (doğunun ve batının hükümdarı), Kasimü Emirü'l-Mü minin (Halifenin ortağı) ve Rükneddin (dinin direği) gibi lakapla da verilmişti. Yapılan tören ve verilen lakaplar şu anlamı taşıyordu Artık İslam dünyasının siyasi anlamdaki liderliği Tuğrul Bey'e bırakılmıştı