“Birini sevdiğimizde onun sadece ruhunu tanımakla yetinmeyiz; bedenini de öğrenmek isteriz. Buna gerek var mıdır? Bilmiyorum ama içgüdülerimiz bizi buna iter.”
“Balık yola nereden başladığını hatırlamadığı için bitişi de asla bulamayacak. Akvaryumdaki balıkları bu yüzden severiz: Bize kendi yaşantımızı hatırlatırlar. Biz de iyi beslenmemize rağmen etrafımızdaki camdan duvarların ötesine geçemeyiz.”
“Hüzünden bahsedince bunun mutsuz bir sözcük olduğunu söyleyecek. Hiç de değil, diyeceğim, özlem dolu bir sözcük, unutulmuş ve hassas bir anımızı anlatır, hayatımızın fikrimizi sormaksızın bizi yönelttiği yolu görmüyor numarası yaptığımızda, bütün istediğimiz kendimizi güvende hissetmek olmasına rağmen bizi mutluluğa doğru yönelten kaderimize karşı geldiğimizde hepimiz hüzne kapılırız.”
“Neden söyleyeceklerimi ondan önce kendim duymak istemiyorum? Korkuyor muyum acaba? Gri, mutsuz günlerin birbirini tekrar ettiği bir hayattan daha fena ne olabilir ki? Mutlu olabilmek için gereken her şeye sahipken her şeyi -ruhumu dahi- kaybedeceğim ve dünyada bir başıma kalacağım korkusuna kapılmamdan daha fena ne olabilir?”