Frida Kahlo 1907 yılında Meksika'da ateist Alman bir babayla okuma yazma bilmeyen katolik dinine bağlı Meksikalı bir annenin üçüncü kızı olarak dünyaya geliyor. Babasının vaftiz töreni sırasında papazın itirazlarına rağmen adının Almanca'da barış anlamına gelen Friede kelimesinden türemiş Frieda olmasında ısrarları üzerine Kahlo'nun sonunda adının Magdelena Carmen Frida olmasına karar veriliyor.
Babasının küçüklüğünden itibaren onun ileride çok iyi işler başaracağına olan inancı onu diğer kızlarından daha üstün tutmasına sebep olmuş.
Ne yazık ki Frida'nın 6 yaşında geçirdiği çocuk felci sağ ayağının diğer ayağına göre daha kısa olmasına sebep olmuş. Mahalle çocuklarının alay konusu olmuştu artık küçük Frida. Ona İspanyolca tahta bacaklı anlamına gelen «Frida, pata de polo!» diye sesleniyorlardı. Frida'nın başına gelen talihsizlikler maalesef yalnız çocuk felciyle sınırlı kalmıyor 18 yaşında geçirdiği otobüs kazası sırasında bedenini delip geçen demir çubuk bütün gelecek planlarını alt üst ediyor. Doktor olma ve dünyayı gezme hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyor.
Aklıma bazen bir ömüre ne kadar acı sığdırılabilir sorusu geliyor. Çocuk felci, otobüs kazası, kazadan sonra onlarca ameliyat, yanlış kaynayan omurgalar, sürekli takmak zorunda olduğu demir korseler ve bu korselerin açmış olduğu yaralar, ellerinde oluşan kızarıklıklar, kesilen ayak parmakları, vücuduna giren demir rahmine de zarar verdiği için çocuk sahibi olamaması ve paralelinde 3 defa düşük yapması... Tüm bu acılara rağmen onu hayata bağlayan tek şey kazadan sonra babasının oyalanması için getirdiği fırçalarla yaptığı resimler yani bu acılara katlanabilmek için sığındığı sanatı...Sanatı onun için sadece bir tutku değil, aynı zamanda onu iyileştiren bir terapi gibi olmuş.
Önceleri yatağından