Kişiler ve toplumlar, ayrıntılı şekilde tanımadıkları ya da yanlış tanıdıkları olgulara karşı doğru tavır geliştiremezler. Sloganlara boğulan ve hamasete kurban edilen meselelerse, anlaşılmamaya mahkûm edilmiş olur.
Bu zaruri girişi, şunun için yaptım:
Yıllardır, özellikle İslâmi camiada Filistin sorunu, İsrail, Kudüs vb. konularda büyük bir bilgi açığı olduğunu gözlem-liyorum. Öfkeler dorukta, sloganlar pek yüksek, gözyaşları deniz gibi; lakin "Bu iş bu noktaya nasıl geldi?", "Şimdiye kadar neler oldu?", "Bundan sonra neler olabilir?" gibi soruların cevabı verilmiyor, verilemiyor. Çünkü hadiseyle ilgili teorik altyapı zayıf.
Bir gün Fahr-i Ålem Efendimiz Mescid-i Nebevi'de iki topluluk gördü. Bunlardan biri dua ediyor, öteki ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Allah'ın Resûlü her iki topluluğu da takdir etti; fakat ilim öğrenen ve öğreten insanların daha üstün olduğunu söyledi.
Ardından da:
"Ben de öğretmen olarak gönderildim" buyurdu...