Afganistan'daki, Lübnan'daki, Filipinler'deki, Hindistan'daki, Etiyopya'daki kırımlara, soykırımlara bakarsak, vaktiyle Yahudilerin başına gelen, Müslümanların da başına gelmekte. Ve ne garip, en çok da, iki bin yıl sürgün ve eza-cefa hayatı yaşayan Yahudilerin eliyle.
Nüfusun fazla, coğrafyanın geniş olması bir şeye yaramıyor. Çünkü tekniğin korkunçluğu o dereceye vardı ki, mesafeler ve nicelikler sıfıra iniyor.
Öyle uluslararası tekeller kurulmuş ki, İslâm dünyasının bu acıklı durumunu görüp de haykırmak isteyenlerin sesi duyurulmuyor. Sanki bir kuyunun dibinden sesleniyorlar ve kuyunun ağzı kapalı.
Sanki mikrofonları, seslerini fısıltıya dönüştürüyor.
Ne garip. Dinleri, seslenmek için minareye sahipken, onlar kuyudan sesleniyorlar. Kuyudan sesleniyoruz yani. Ruhumuzdaki vurdumduymazlık ve donmuşluğun kirli kan damarını koparıp atmadıkça, bu durum sürüp gidecek. Ta kıyamet kopuncaya değin.
Eğer kıyamet zaten kopmamışsa.