Anlamlı bir hayatı yakalamak için pek çok seçeneğimiz vardır. Yakın kişisel ilişkiler, üretkenlik, diğerkâmlık, toplumsal eylemlilik ve hizmet, hevesle bağlandığımız işlerimiz veya maneviyat gibi. Hayatımızın bir anlamı olduğunu hissetmek, "Dünya, biz onun içinde olduğumuz için daha farklı bir yerdir," diye hissetmektir. Ötelerin soluğunu ruhunda duyan insan, bu dünyada yoktan yere var olmadığının zaten bilincindedir. Onun dünya serüveni, bir borcun ödenmesinden ibarettir. Dünyaya bir anlam borcumuz var ve bunu bekletmeye hakkımız yok. Bir gayemizin olması gerek. Gaye yoksunluğu dünyayı daha tehditkâr bir yer olarak algılamamıza yol açar.
Maddecilik sadece maddi değerlerin peşinde koşmaktan ibaret değil, aynı zamanda kendine dair bir imge oluşturma telaşı, kendini ve başkalarını metaya dönüştürme gayreti. Benliğin, değiştirilebilen, ikame edilebilen, çöpe atılabilen bir nesneye çevrilmesi. Süreksiz benlik, hikâyesiz benlik. Eğer arkadaşın kaybeden biriyse onu arkadaşlıktan çıkar, görüntünü beğenmiyorsan makyaj yap veya plastik cerraha git. Hayat yaşanmıyor, bir performansa dönüştürülüyor.
Merhamet ve mesuliyetin diğer kutbu ahlaki kayıtsızlıktır: Ötekinin ıstırabını görmezden gelmeyi mümkün kılan bilinçli cehalet, ihtimam yokluğu ve inkar hali. Kalbin ölümü. Ahlaki kayıtsızlık başkasının iniltisini duymamak için kulaklarımızı tıkadığımız ve ortalıkta dönen büyük yalana itiraz etmediğimiz gün başlar. Her susku o yalanı büyütür ve başımızı çevirdiğimizde ötekinin acısını görmemek bizi bir sarhoşluğa hapseder. Kalp işitilmez olur.
Hüzün size bir şeyler sunmak ister, o bağışa gönlünüzü açmazsanız, sizi terk eder. Kelebekler çiçek tozlarını getirmiyorsa odanıza, belki de pencereleri açmayı unutmuşsunuzdur.
Bu dünya çölünde kaybolmuş ruhunu arayan zavallılardan birisiyim sadece. O'nun lütfunu hissettiğim zaman kanatlanan bir yüreğim, O'ndan yalnızlaştığım her seferinde, can sıkıntısının bir mengene gibi sıktığı bir ruhum var.