"Lüksün, şatafatın, 'ne derler acaba?' ların yeri yoktu onların dünyasında. Onlar, gaflet bataklığında yüzen bir toplumda imanın hakikatine erme şerefine nail olabilmiş gençlerdi. Bu ümmetin müstakbel anneleriydiler. Kalellâh ve Kâle Resûlüllah'tan aldıkları şuuru aktaracaklardı yetiştirecekleri nesillere. Milyonlar, batılı karakterlerin peşinde koşup onlara hayranlık beslerken, onların gözü peygamber terbiyesinde büyümüş Hz. Fatıma'daydı...
Milyonların gönül dünyalarını Paris süslerken, onların kalbi Medine'de atıyordu daima...
"Beni görmeyip de bana iman eden kardeşlerimi özledim" hadisiyle bir nebze su döküyorlardı gönüllerindeki yangına...
Rahleleri üzerindeki hadis-i şerif kitaplarında okudukları sözlerin sahibiyle buluşacakları günü bekliyorlardı büyük bir iştiyakla..."