Etem UÇMAK, bir alıntı ekledi.
25 May 17:16 · Kitabı okuyor

Gelelim 23 Nisan'ın nasıl olup da millî egemenliğin kutlanması yanında, çocuklar için de bir bayram halini aldığına. Bu pek bayram havası içinde mi oldu, bilinemez. Harbin sonunda ir sürü çocuk yetim kalmıştı, hatta aralarında ailesiz kalanlar vardı. Durumlarını iyileştirebilmek için pek fazla imkân da yoktu. İnkılab rejimleri gelecek nesle önem verir. Aslında 19. ve 20. yüzyıl dönemecindeki tim Şark dünyası böyledir. İnkılabçılar çocuklarla ve kadınlarla çok alakadar olur. BU yüzden Millî Egemenlik Bayramı'nı, Meclis çocuklara bağladı. Dünya tarihi ve kültürü içinde enteresan bir unsurdur, bize özgüdür ve yer etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, TBMM'nin açılışından bir yıl sonra 23 Nisan 1921'de bugünün bayram olarak kutlanmasına karar verdi. 23 Nisan 1927'de ilk kez "Çocuk Bayramı" olarak da kutlanmaya başladı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 198 - Kronik Kitap)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 198 - Kronik Kitap)
Etem UÇMAK, bir alıntı ekledi.
25 May 17:07 · Kitabı okuyor

Meclisin açılış töreni ve takip ettiği politika itibariyle bugünkü muhafazakâr çevrelerin neden 23 Nisan'a cephe aldığını anlamak zordur. TBMM cuma günü, cuma namazı sonrasında dualarla açılmıştır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 183 - Kronik Kitap)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 183 - Kronik Kitap)
Etem UÇMAK, bir alıntı ekledi.
25 May 17:04 · Kitabı okuyor

23 Nisan 1920 önemli bir tarihtir, zira bu tarihte milletimizin adı, devletin adı konmuştur. Bu isim "Birleşik Devletler" tarzında bir isim değildir, bilakis, tarih boyunca var olan bir kavmin adının bir devlete verilmesidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 179 - Kronik Kitap)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 179 - Kronik Kitap)
Ali Rıza MALKOÇ, Felsefe 101'i inceledi.
23 May 23:55 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitap İnceleme Yazısı

Kitap Adı : Felsefe 101
Yazarı : Paul Kleinman
Çeviri : Şükrü Alpagut
Yayınevi : Say yayınları
Baskısı : Nisan 2018/ 288 Sayfa


Felsefe dünyasına adım atmak için önce felsefe terim ve kavramları hakkında kısa ve öz bilgiler edinmek gerekiyor. Düşünce tarihi ve devamında düşünürleri okuduğumuzda, daha verimli bir çalışma yoluna giriliyor böylece. Felsefe hakkında ön bilgi veren okuduğum bu altıncı kitap.
Bazen tekrara da kaçılsa, her yazardan, çevirmenden farklı deneyimler kazanıyor okur. Giriş için güzel bir başlangıç.
Devamında filozof ve diğer düşünürlerin dünyasına büyük bir ilgi ve merakla girmek isteyeceksiniz.
Öncelikle ülkemizin yetiştirdiği düşünürlerden başlamanızı öneririm.
Örneklendirmek gerekirse: Afşar Timuçin, Takiyettin Mengüşoğlu, Ioanna Kuçuradi,
Betül Çotuksöken
Bu kitap felsefeye ısınma turları sayılabilir. Yeni bir fikir, öneri, yöntem geliştirebilmemiz için, düşünceler tarihinde, daha önce ne tür fikirler, tartışmalar ve sonuçlar çıktığını görebilmemiz gerekiyor.
Felsefe terazisi zayıf olan, yaşamda bu eksikliği hissedecektir. Veya kendisi farkında olamasa da çevresine bunu hissettirecektir. Kimiz, burada niçin varız, nasıl olursak başarılı ve mutlu oluruz, başkalarına nasıl faydalı oluruz, toplumsal mutabakatı nasıl sağlarız, diğer evrensel canlı ve ögelerle iletişim ve etkileşimimiz nasıl olmalıdır, bilim, sanat, etik ve estetik anlayışımız nasıl olmalıdır?
Bu ve benzeri sorularda bize, felsefenin bilgi, deneyim ve metafizik dünyası yardımcı olacaktır.
Neyi bilip, neye inanıyorsanız; daha bilinçli, ona daha mutlu sarılacaksınız.
Belli bir istihdam hacmi olan resmi ve özel kurum, şirket ve kuruluşlarda üretim, kalite ve sosyal verimliliği artırmak için; endüstri mühendisi, sosyolog, psikolog ve felsefeci de görevlendirilmesi
Kurumun verim, güven ve mutluluk düzeyini artıracaktır.
İhtiyaca göre bu kadrolar ayrıca idareci, iletişimci, insan kaynakları, etik kurulu üyesi gibi tamamlayıcı görevler de yapabilirler.
Kurum; eğitim, üretim, yönetim, insan kaynakları, planlama ve gelişme süreçlerini bu takım ruhunun da desteği ile sürdürmesi yerinde olur.
Mantık zinciri içerisinde, felsefi bir öngörüye/ilkeye dayanmayan hiçbir öneri/öğreti etik değildir.
Nisan 2018’de dilimize ve kitap dünyamıza kazandırılmış bu kitap ile, yeni bir bakış açısı ile
Tanışacağınıza inanıyorum.
23.05.2018
Ali Rıza Malkoç
#armozdeyis

Toplumu değiştiren şekillendiren yazınsal ürünler
BBC Kültür, farklı ülkelerden yazarlara başvurarak kuşaktan kuşağa aktarılan, kıtaları aşan ve toplumu değiştiren hikâyeleri seçmelerini istedi.
Nisan ayında yapılan ankette yazarlar, insanların düşüncelerini şekillendirdiği ve tarihi etkilediğini düşündükleri beş hikâye seçti. 35 ülkeden 108 yazar, akademisyen, gazeteci, eleştirmen ve çevirmenin sunduğu listenin ilk 100'e giren eserleri belirlendi.
Bunlardan 40'ı;
1. Odysseia (Homeros, MÖ 8. yy)
2. Tom Amca'nın Kulübesi (Harriet Beecher Stowe, 1852)
3. Frankenstein (Mary Shelley, 1818)
4. 1984 (George Orwell, 1949)
5. Parçalanma (Chinua Achebe, 1958)
6. Binbir Gece Masalları (çeşitli yazarlar, 8-18. yy)
7. Don Kişot (Miguel de Cervantes, 1605-1615)
8. Hamlet (William Shakespeare, 1603)
9. Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel García Márquez, 1967)
10. İlyada (Homeros, MÖ 8. yüzyıl)
11. Sevilen (Toni Morrison, 1987)
12. İlahi Komedya (Dante Alighieri, 1308-1320)
13. Romeo ve Juliet (William Shakespeare, 1597)
14. Gılgamış Destanı (yazarı bilinmiyor, MÖ 22-10. yy)
15. Harry Potter (JK Rowling, 1997-2007)
16. Damızlık Kızın Öyküsü (Margaret Atwood, 1985)
17. Ulysses (James Joyce, 1922)
18. Hayvan Çiftliği (George Orwell, 1945)
19. Jane Eyre (Charlotte Brontë, 1847)
20. Madam Bovary (Gustave Flaubert, 1856)
21. Üç Krallığın Hikayesi (Luo Guanzhong, 1321-1323)
22. Batı'ya Yolculuk (Wu Cheng'en, 1592)
23. Suç ve Ceza (Fyodor Dostoyevksy, 1866)
24. Gurur ve Önyargı (Jane Austen, 1813)
25. Su Kenarı (Shi Nai'an, 1589)
26. Savaş ve Barış (Leo Tolstoy, 1865-1867)
27. Bülbülü Öldürmek (Harper Lee, 1960)
28. Geniş, Geniş Bir Deniz (Jean Rhys, 1966)
29. Ezop Masalları (Ezop, MÖ 620-560)
30. Candide (Voltaire, 1759)
31. Medea (Euripides, MÖ 431)
32. Mahabharata (Vyasa, MÖ 4. yy)
33. Kral Lear (William Shakespeare, 1608)
34. Genji'nin Hikayesi (Murasaki Shikibu, 1021 öncesi)
35. Genç Werther'in Acıları (Johann Wolfgang von Goethe, 1774)
36. Dava (Franz Kafka, 1925)
37. Kayıp Zamanın İzinde (Marcel Proust, 1913-1927)
38. Uğultulu Tepeler (Emily Brontë, 1847)
39. Görülmeyen Adam (Ralph Ellison, 1952)
40. Moby-Dick (Herman Melville, 1851)

Dünyayı biçimlendiren 100 hikaye (40'tan sonrası da eklendi)
BBC Kültür, farklı ülkelerden yazarlara başvurarak kuşaktan kuşağa aktarılan, kıtaları aşan ve toplumu değiştiren hikâyeleri seçmelerini istedi.

Nisan ayında yapılan ankette yazarlar, insanların düşüncelerini şekillendirdiği ve tarihi etkilediğini düşündükleri beş hikâye seçti. 35 ülkeden 108 yazar, akademisyen, gazeteci, eleştirmen ve çevirmenin sunduğu listenin ilk 100'e giren eserleri belirlendi. Bu liste, kimileri artık konuşulmayan 33 farklı dilden roman, şiir, masal ve oyun içeriyordu. İşte listedekiler:

1. Odysseia (Homeros, MÖ 8. yy)

2. Tom Amca'nın Kulübesi (Harriet Beecher Stowe, 1852)

3. Frankenstein (Mary Shelley, 1818)

4. 1984 (George Orwell, 1949)

5. Parçalanma (Chinua Achebe, 1958)

6. Binbir Gece Masalları (çeşitli yazarlar, 8-18. yy)

7. Don Kişot (Miguel de Cervantes, 1605-1615)

8. Hamlet (William Shakespeare, 1603)

9. Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel García Márquez, 1967)

10. İlyada (Homeros, MÖ 8. yüzyıl)

11. Sevilen (Toni Morrison, 1987)

12. İlahi Komedya (Dante Alighieri, 1308-1320)

13. Romeo ve Juliet (William Shakespeare, 1597)

14. Gılgamış Destanı (yazarı bilinmiyor, MÖ 22-10. yy)

15. Harry Potter (JK Rowling, 1997-2007)

16. Damızlık Kızın Öyküsü (Margaret Atwood, 1985)

17. Ulysses (James Joyce, 1922)

18. Hayvan Çiftliği (George Orwell, 1945)

19. Jane Eyre (Charlotte Brontë, 1847)

20. Madam Bovary (Gustave Flaubert, 1856)

21. Üç Krallığın Hikayesi (Luo Guanzhong, 1321-1323)

22. Batı'ya Yolculuk (Wu Cheng'en, 1592)

23. Suç ve Ceza (Fyodor Dostoyevksy, 1866)

24. Gurur ve Önyargı (Jane Austen, 1813)

25. Su Kenarı (Shi Nai'an, 1589)

26. Savaş ve Barış (Leo Tolstoy, 1865-1867)

27. Bülbülü Öldürmek (Harper Lee, 1960)

28. Geniş, Geniş Bir Deniz (Jean Rhys, 1966)

29. Ezop Masalları (Ezop, MÖ 620-560)

30. Candide (Voltaire, 1759)

31. Medea (Euripides, MÖ 431)

32. Mahabharata (Vyasa, MÖ 4. yy)

33. Kral Lear (William Shakespeare, 1608)

34. Genji'nin Hikayesi (Murasaki Shikibu, 1021 öncesi)

35. Genç Werther'in Acıları (Johann Wolfgang von Goethe, 1774)

36. Dava (Franz Kafka, 1925)

37. Kayıp Zamanın İzinde (Marcel Proust, 1913-1927)

38. Uğultulu Tepeler (Emily Brontë, 1847)

39. Görülmeyen Adam (Ralph Ellison, 1952)

40. Moby-Dick (Herman Melville, 1851)

Kaynak: http://www.bbc.com/turkce/vert-cul-44211996
Devamı...
41. Their Eyes Were Watching God (Zora Neale Hurston, 1937)
42. To the Lighthouse (Virginia Woolf, 1927)
43. The True Story of Ah Q (Lu Xun, 1921-1922)
44. Alice's Adventures in Wonderland (Lewis Carroll, 1865)
45. Anna Karenina (Leo Tolstoy, 1873-1877)
46. Heart of Darkness (Joseph Conrad, 1899)
47. Monkey Grip (Helen Garner, 1977)
48. Mrs Dalloway (Virginia Woolf, 1925)
49. Oedipus the King (Sophocles, 429 BC)
50. The Metamorphosis (Franz Kafka, 1915)
51. The Oresteia (Aeschylus, 5th Century BC)
52. Cinderella (unknown author and date)
53. Howl (Allen Ginsberg, 1956)
54. Les Misérables (Victor Hugo, 1862)
55. Middlemarch (George Eliot, 1871-1872)
56. Pedro Páramo (Juan Rulfo, 1955)
57. The Butterfly Lovers (folk story, various versions)
58. The Canterbury Tales (Geoffrey Chaucer, 1387)
59. The Panchatantra (attributed to Vishnu Sharma, circa 300 BC)
60. The Posthumous Memoirs of Bras Cubas (Joaquim Maria Machado de Assis, 1881)
61. The Prime of Miss Jean Brodie (Muriel Spark, 1961)
62. The Ragged-Trousered Philanthropists (Robert Tressell, 1914)
63. Song of Lawino (Okot p'Bitek, 1966)
64. The Golden Notebook (Doris Lessing, 1962)
65. Midnight's Children (Salman Rushdie, 1981)
66. Nervous Conditions (Tsitsi Dangarembga, 1988)
67. The Little Prince (Antoine de Saint-Exupéry, 1943)
68. The Master and Margarita (Mikhail Bulgakov, 1967)
69. The Ramayana (attributed to Valmiki, 11th Century BC)
70. Antigone (Sophocles, c 441 BC)
71. Dracula (Bram Stoker, 1897)
72. The Left Hand of Darkness (Ursula K Le Guin, 1969)
73. A Christmas Carol (Charles Dickens, 1843)
74. América (Raúl Otero Reiche, 1980)
75. Before the Law (Franz Kafka, 1915)
76. Children of Gebelawi (Naguib Mahfouz, 1967)
77. Il Canzoniere (Petrarch, 1374)
78. Kebra Nagast (various authors, 1322)
79. Little Women (Louisa May Alcott, 1868-1869)
80. Metamorphoses (Ovid, 8 AD)
81. Omeros (Derek Walcott, 1990)
82. One Day in the Life of Ivan Denisovich (Aleksandr Solzhenitsyn, 1962)
83. Orlando (Virginia Woolf, 1928)
84. Rainbow Serpent (Aboriginal Australian story cycle, date unknown)
85. Revolutionary Road (Richard Yates, 1961)
86. Robinson Crusoe (Daniel Defoe, 1719)
87. Song of Myself (Walt Whitman, 1855)
88. The Adventures of Huckleberry Finn (Mark Twain, 1884)
89. The Adventures of Tom Sawyer (Mark Twain, 1876)
90. The Aleph (Jorge Luis Borges, 1945)
91. The Eloquent Peasant (ancient Egyptian folk story, circa 2000 BC)
92. The Emperor's New Clothes (Hans Christian Andersen, 1837)
93. The Jungle (Upton Sinclair, 1906)
94. The Khamriyyat (Abu Nuwas, late 8th-early 9th Century)
95. The Radetzky March (Joseph Roth, 1932)
96. The Raven (Edgar Allan Poe, 1845)
97. The Satanic Verses (Salman Rushdie, 1988)
98. The Secret History (Donna Tartt, 1992)
99. The Snowy Day (Ezra Jack Keats, 1962)
100. Toba Tek Singh (Saadat Hasan Manto, 1955)
Orjinal dilindeki kaynak: http://www.bbc.com/...hat-shaped-the-world

Hasan HAKAN, bir alıntı ekledi.
 22 May 14:42 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Mustafa Kemal Paşa, TBMM'nin açılışından bir yıl sonra 23 Nisan 1921'de bugünün bayram olarak kurtlanmasına karar verdi. 23 Nisan 1927'de ilk kez "Çocuk Bayramı" olarak da kutlanmaya başladı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 199 - Kronik)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 199 - Kronik)

ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
Belki de yaşadıkları kasvetli derin duygular olmasaydı, böylesine kuvvetli kalemleri, şiddetli söylemleri, sarsıcı duyarlılıkları olmazdı.Dünyaya, acılarını, öfkelerini ,isteklerini, hayal kırıklıklarını şiirsel bir dille haykırarak özgürleştiler, ölümü seçtiler. Kurguladıkları romanlar gibi kendi yaşamlarının sonunu da kendileri belirlediler.
1. Ernest Hemingway
ABD’li ünlü yazar Hemingway ambulans şoförü olarak savaşa katıldı. 1918’de çok yakınına düşen bir top sebebiyle ağır yaralandı. Yardım etmeye çalıştığı İtalyan askerlerinden birisi ölürken diğeri bacaklarını kaybetti. Başka bir İtalyan askerini taşırken de bacaklarından yaralandı. Tedavi gördüğü hastanede hemşire Agnes von Kurawsky’e aşık oldu. Evlenmeyi düşündüğü hemşire onu terk etti. 1931 yılında yazarın babası intihar etti.
1944 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikan güçleriyle birlikte savaşta aktif görev aldı. Bu nedenle daha sonra askeri mahkemede yargılandı. Son yıllarında yazarın ruhsal sağlığı kötüye gitti. Eşi Hemingway’i elinde silahla evin mutfağında bulunca hastaneye kaldırdı. Sanatçı kaldırıldığı hastanede elektro şok tedavisi gördü. Hastaneden çıktıktan iki gün sonra 1961’de kendini av silahıyla vurarak hayatına sonlandırdı.
2. Franz Kafka
Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1883 yılında Prag’da dünyaya gelen Kafka, ailesinin altı çocuğundan ilkidir. İki erkek kardeşi daha bebekken ölen yazarın 3 kız kardeşi de Nazi’lerin toplama kampında öldüğü düşünülmektedir. Kötü bir çocukluk dönemi geçiren Kafka babasıyla hiç anlaşamadı ve ona karşı hep nefret duydu. Dönüşüm kitabındaysa böcek olarak tasvir ettiği kişi kendisidir çünkü kendisini babasının gözünde hep böcek kadar değeri olduğunu düşündü.
Yahudi olduğu için Almanlar tarafından, Almanca konuştuğu için de Çekler tarafından sevilmedi. 1917 yılının Ağustos ayında Kafka’nın ağzından kan geldi ve akciğer kanseri teşhisi konuldu. 1918 yılının sonbaharındaysa İspanyol gribine yakalandı ve haftalarca acı çekti. 1924 yılında gırtlağına kadar ilerleyen kanser sebebiyle konuşma yetisini kaybetti. Yemek yerken ve su içerken bile dayanılmaz acılar çekti. Yazar 3 Haziran 1924 yılında kalp yetmezliğinden hayatını kaybettiğinde 40 yaşındaydı.
3-Edgar Allan Poe
ABD’li şair ve yazar Edgar Allan Poe gotik edebiyatın öncülerindendir. 1809 yılında dünyaya geldikten 1 yıl sonra Poe’nun babası evi terk etti. Bir yıl sonra da annesi veremden öldü. Daha sonra Virginia’da bulunan zengin bir tüccar olan John Allen’ın yanına verildi. Virginia Üniversitesi’nde okuduğu zamanlarda yaptığı kumar borcu sebebiyle manevi babasıyla arası açıldı.
1831 yılında Baltimore’da yaşayan halası, kuzeni ve abisinin yanına taşındı. Baltimore’a yerleştikten kısa bir süre sonra, alkolik olan ve ağır hastalıklar geçiren abisi hayatını kaybetti. 1835’te kuzeni Virginia Clemm ile evlendi. 1842 yılında karısı Virginia’nın tüberküloz olduğunu öğrenince kendisini tamamen alkole verdi. 1847 Virginia’nın ölümü yazarı iyice yıktı.
Poe, 3 Ekim 1849 yılında ismi Ryan’s Inn olan bir meyhanede kendinden geçmiş bir şekilde bulundu. Hastaneye kaldırıldıktan 4 gün sonra hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde 40 yaşında olan Poe’nun cenazesine sadece 4 kişi katıldı.
3. Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852)
Ukrayna asıllı Rus yazar 1828 yılında Petersburg’a gider. orada geçinemeyince Almanya’ya gitme kararı aldı. Almanya’da da ancak parası bitene kadar kalabilen yazar tekrar Petersburg’a dönerek düşük maaşlı bir işe başladı.
Yazdığı Müfettiş isimli, bürokrasiyle dalga geçtiği eseriyle büyük tepki topladı ve Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı. En çok saygı duyduğu ve onun eleştirileri olmadan yazamam dediği Puşkin’in tavsiyesiyle Ölü Canlar romanını yazmaya başladı. Roma’da Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in ölüm haberini aldı. O güne kadar Puşkin’in yorumunu almadan bir şey yazmayan Gogol için bu haber büyük bir yıkım oldu. Gogol Ölü Canlar romanını ve Palto hikayesini yayınlandıktan sonra soylu kesimin tepkisini topladı. Rus insanını aşağılamakla ve halkına ihanetle suçlandı. Bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığını iyice bozdu.
Gogol Ölü Canların ikinci bölümünü de yazdı. Fakat 1852 yılında el yazmalarını ateşe atarak yok etti. Bu olaydan 10 gün sonra da yaşamını yitirdi.
4. Fyodor Dostoyevski
Hasta bir anne ve sarhoş bir babanın çocuğu olan Dostoyevski 11 Kasım 1821 yılında dünyaya geldi. Annesini ölümünden sonra Petersburg’a yerleşen sanatçı daha sonra babasını ölüm haberini aldı. 1846 yılında çıkan ilk kitabı İnsancıklar ve ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan yazarın umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklanarak hapse atıldı. 10 yıl hapiste yattıktan sonra tam kurşuna dizilmek üzereydi ki, son anda affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmek üzere Sibirya’ya gönderildi.
Cezalarını çektikten bir süre sonra Avrupa seyahatine çıktı. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864) ve Suç ve Ceza (1866) gibi eserlerini yazdı. Sibirya’da evlendiği eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumarhanelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, ciğer kanaması sebebiyle yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü.
5-Yazamamanın Getirdiği Ölüm Hali: Virginia Woolf (1882-1941)
Mrs. Dalloway, Deniz Feneri, Orlando, Jacob’un Odası, Dalgalar romanlarının da olduğu çok sayıda çalışmaya imza atan Woolf, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı kasvet, üretkenlik yoksunluğu gibi nedenlerle ruhsal bunalıma girdi ve 28 Mart 1941’de Ouse Nehri’ne ceplerine taş doldurarak atlayarak ve intihar etti.
6-Ölüm Korkusuna Yenilmek: Cesare Pavese (1908-1950)
Kadınlarla olan sorunlu ilişkisi ve ölüm saplantısı ile tanınan Pavese, yazarlık serüveni boyunca şiir ve romanın yanı sıra Amerikan Edebiyatı’ndan İtalyancaya yaptığı çevirilerle adından söz ettirdi. Mussolini iktidarına karşı yazıları nedeniyle hapis yatan Pavese, 1950 yılında günlüğüne “Artık sabahı da kaplıyor acı” diye not düşerek Torino’daki bir otel odasında çok sayıda uyku hapı içerek yaşamına son verdi.
7-Dostuna Elveda Ederek Ölüm: Sergei Yesenin (1895-1925
Mayakovski’nin izinden giderek 1917 Ekim Devrimi’nin ateşli savunucuları arasında yer alan Yesenin, Ekim Devrimi ardından rejime yönelik eleştirileri nedeniyle sansüre uğradı. İçkiye olan bağımlılığı ve kadınlarla olan sorunlu ilişkisi nedeniyle psikiyatri tedavisi görmek için bir aylığına akıl hastanesinde kaldı. Noel için hastaneden çıkarılan Yesenin, 27 Aralık 1925’te Moskova’daki İngiltere Oteli’nde odasında kendini asarak intihar etti. Cesedinin yanında, intiharından bir gün önce bileklerini kesip kendi kanıyla Mayakovski’ye yazdığı veda şiiri bulundu:
8-Devrim Yorgunu Bir Şair: Vladimir Vladimiroviç Mayakovski (1893-1930)
1917 Ekim Devrimi’nin şairi olarak tanınan Mayakovski, Rus Devrimi’nin sanat alanındaki yansıması olan “Futurizm Akımı”nın öncüllerindendir. Nazım Hikmet’in şiirine de önemli izler bırakan Mayokovski, insanların devrim idealleri karşısındaki inançsızlığı ve umutsuz aşkları nedeniyle 14 Nisan 1930’da Moskova’da intihar etmiştir.
9-Fars Topraklarında Kafka Haleti Ruhiyesi: Sâdık Hidâyet (1903-1951)
İran Edebiyatı’nın “Kafka”sı olarak tanınan Sadık Hidayet, başta Kör Baykuş olmak üzere düz yazı ve kısa hikâyeleriyle tanınır. Yazarlık serüveni boyunca gerek şah yönetimi gerekse Şii ulema tarafından pek sevilmeyen Hidayet’in eserlerinde melankoli, umutsuzluk ve mistisizm hakimdir. Yazar, 23 yıl önce ilk intihar denemesini gerçekleştirdiği Paris’te, 9 Nisan 1951’de yaşadığı dairede havagazını açarak yaşamına son vermiştir.
10-Savaşın Getirdiği Karamsarlık ve Ölüm: Stefan Zweig (1881-1942)
Unutulmaz biyografilerin yazarı olan tanınan Stefan Zweig, hümanist, savaş karşıtı düşünceleriyle II. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da adından söz ettirmişti. Zweig, gerek Yahudi kimliği gerekse düşünceleri nedeniyle 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren Nazi rejiminin hedeflerinden biri oldu. II. Dünya Savaşı sırasında konferans vermek için gittiği Brezilya’ya yerleşen Zweig; Virginia Woolf, Walter Benjamin gibi II. Dünya Savaşı’nın yarattığı umutsuzluk ortamından etkilenerek 22 Şubat 1942’de Rio de Janeiro’da, karısı Lotte ile birlikte intihar ederek hayatına son verdi.
11-Auschwitz’ten Yaralı Bir Yürek: Primo Levi (1919-1987)
Yahudi asıllı İtalyan yazar Primo Levi’nın eserleri, II. Dünya Savaşı sırasında anti-faşist mücadeleye katılması ardından esir düşmesinin ve Auschwitz Toplama Kampı’nda yaşadığı tutsaklık günlerinin izlerini taşır. Yazarın en önemli kitabı olan “Bunlar da mı insan?”da Levi, Auschwitz’te yaşadıklarını ve “eve dönüş” hikâyesini anlatır. Savaşta yaşadıklarının ardından Tanrı inancını kaybettiğini belirten Levi, 11 Nisan 1987’de 68 yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar eder.
15-Sıkıştırılmışlığın Getirdiği Ölüm: Walter Benjamin (1892-1940)
20. yüzyılın en önemli düşünce akımlarından Frankfurt Okulu’nun temsilcileri arasında yer alan Walter Benjamin, Marksist kültür anlayışının yanı sıra Yahudi kökenleri nedeniyle Nazi Rejimi’nin hedefi olmuştur. Naziler tarafından Paris’e sürgün edilen Benjamin, Almanların Fransa’yı işgal etmesi ardından Gestopu’nun Paris’teki evini basması üzerine 1940’da İspanya’nın Fransa sınırındaki Portbou kentine kaçmış, burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak yaşamını sona erdirmiştir.
16-Annesinin Kaderinden Kaçan Yazar: Beşir Fuat (1852-1887)
Askerlik kariyerini yarıda bırakarak düşünce dünyasına atılan Beşir Fuat, geç Osmanlı düşünce dünyasının önemli simalarından biridir. Namık Kemal gibi döneminin önemli aydınlarıyla sert polemiklere giren Fuat, Osmanlı’da pozivitizm ve materyalizmin tanıtılmasına önemli katkılarda bulundu. Sinir hastalıklarından mustarip annesinin kaderini paylaşmak istemeyen Fuat, bileklerini keserek intihar etmekle kalmamış, ölümü sırasında hissetiklerini yazıya dökerek tasvir etmiştir.
17. Sylvia Plath (1932-1963)
ABD'li şâir ve yazar Sylvia Plath, kısa ömrü boyunca mental rahatsızlıklarla boğuştu. Davranışları çevresi tarafından irrasyonel ve umursamaz olarak görüldü. Hayatı boyunca antidepresanlar kullanması gerekti.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede bipolar bozuklukla yaşadı. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bunun neticesinde akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den iyi bir derece ile mezun oldu.
1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olacak şekilde bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

18-Nilgün Marmara (1958-1987)
"Hayatın neresinden dönülse kârdır..."
Nilgün Marmara, Türk şiirinin genç ve yetenekli kadın şâirlerindendi. Eğitimini, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı.
Listede de yer alan Sylvia Plath üzerine tez yazmıştı ve 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken o da intihar etti.
19-Yaşamın Ucuna Yolculuk Eden Yazar: Tezer Özlü (1943-1986)
Kafka ve Pavese’in izlerini taşıyan eserlerinde genellikle varoluş ve yabancılaşma temalarını işleyen Özlü, Türkiye ve yurt dışındaki yaşamında çeşitli defalar intiharı denemiş ve psikiyatrik tedavi görmüştür. Göğüs kanseri nedeniyle yaşama veda eden Özlü, intiharın kıyısında dolaşan ruh hali ile bilinir. Özlü, bu özeliğini kitaplarına da taşıdığı için bu listede yer almaktadır.
“Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı romanında şöyle der: “Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum.

Milli Bayramlarımızdan Korkan İnsanlık Düşmanları
Türkiye Cumhuriyetinin Millî Bayramları, bu ülkede yaşayan herkesin gerçek insan onuruna kavuşmasının merhalelerini hatırlatan önemli günlerin ve o günlerde cereyan etmiş olan olayların milletçe tekrar hatırlama ve tekrar o günlerde cereyan eden olaylara sevinme vesileleridir. Ama her şeyden önce bu bayramlar ve onların kutlanması bizlerin insan haysiyetine kavuşmamızın kutlanmasıdır. O bayramları kutlamak istemeyenler, onlara cephe alanlar insanlık düşmanı olmalıdırlar. Bu düşüncelerimi açıklayayım:

23 Nisan Çocuk Bayramı: Bu bayramda kutlanan 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıdır. Bu olayla Türkiye’de yaşayan insanlar kendi kaderlerini kendi ellerine almaya karar verdiklerini dünyaya duyurmuşlar ve bu kararlılıklarını fiile geçirecek olan en mühim organı teşkil etmiş olduklarını tüm âleme ilân etmişlerdir. O yüce mecliste her etnik kökenden Türkiye insanı vardır ve bu insanlar kendilerini liderliği ile bir arada tutup selâmete çıkaracağına inandıkları Mustafa Kemal Paşa'yı başkan seçmişlerdir. Daha sonra milletin ilk kez kendini bulduğu, kendi kendine karar vermeye başladığı bu gün çocuk bayramı ilân edilerek tüm çocuklara aynı konuda ilham olunması kararlaştırılmıştır. Bu bayramı istememek, ona gölge düşürmeye çalışmak çocuk düşmanlığıdır. (Bu bayramı gölgelemek için İslam Peygamberi Muhammed’in doğduğu haftayı temel alan bir kutlu doğum haftası icat edildiği söylenmektedir. Nisan’ın ortasına yerleştirilmeye çalışılan bu haftanın zamanlamasındaki ciddî yanlışlık bu söylentileri ne yazık ki destekler görünmektedir. İslâm Peygamberi muhtemelen 570 miladi senesinin Mart sonunda dünyaya gelmiştir, zira Rebiülevvel’de olduğu iddia edilen doğumunun o sene Rebiülevvel’in baharın başına, yani bahar ekinoksu olan 21 Mart’ı izleyen haftaya müsâdif olduğuna eldeki tarihler işaret etmektedirler. Ancak bu tarihleme tüm Avrasya’da Nevruz ve diğer isimler altında kutlanan Ekinoks Bayramı’na rast gelmesi için yakıştırılmış bir tarih de olabilir. Muhammed’in doğumunun tarihini yazan ve daha sonraki İslam tarihçilerinin kullandığı İbn İshak’ın Resûlallah’ın Hayatı adlı eseri ne yazık ki kayıptır. Gerçi bu eser bile Hicretten 150 sene sonraya aittir. Yani İbn İshak eserini yazarken, peygamberi kişisel olarak tanımış kimse artık hayatta değildi.)

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı: 19 Mayıs 1919, genç bir Osmanlı generalinin Samsun'a ayak basarak Osmanlı’yı Orta Anadolu’ya hapsetmek isteyen müttefiklere karşı bir direniş ve ayaklanma hareketini başlattığı tarihtir. O zaman onun çevresindekiler de Balkan ve 1. Dünya Savaşı’nda pişmiş, bu felâketlerin acılarını kalplerinde en derin şekilde hissetmiş genç insanlardı. Onlar, kararlı, bilgili ve akıllı bir grup gencin neler yapabileceğini dünyaya gösterdiler. Bu nedenle o bayram daha sonra gençlik ve spor bayramı ilân edilerek gençlere o kararlılık, o bilgi ve o akıl hatırlatılmak istenmiştir. Bayramın aynı zamanda spor bayramı olması gençliğin sağlığına vurgu yapmak içindir. Bu bayramı gençlik ve spor bayramı yapanlar bunu “sağlıklı akıl sağlıklı vücutta bulunur” düşüncesine dayanarak yapmışlardır. Bu bayramdan çekinenler, gençlerden çekinen, gençleri bastırmak isteyen karanlık kafalar olabilir ancak.

30 Ağustos Zafer Bayramı: Bu gün 23 Nisan’da kendi kendine karar vermek istediğini dünyaya duyuran, 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkan ve ondan sonra bir araya gelen gençlerin rüyası olan kendilerini zincirlemek isteyenlerin zincirlerinin ve kafalarının kırıldığı mutlu bir tarihtir. Bu mutlu ânı millete tattıran onun genç çocuklarından oluşan ordumuzdur. Onun için 30 Ağustos milletin ordusunu kutladığı, kurtarıcısını ve koruyucusunu tekrar tekrar bağrına bastığı tarihtir. 30 Ağustosa düşman olan, hürriyet ve şahsiyet arayan insanların bu isteklerine kavuşmalarını istemeyen insan müsveddeleri olabilir ancak.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ise, 30 Ağustos’ta artık hürriyetine, şahsiyetine, haysiyetine kavuşmuş olan bir insanlar topluluğunun bundan böyle kimsenin kulu olmayacaklarını, kendi kendilerini yöneteceklerini dünyaya ilân ettikleri tarihtir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu bu günü bayram addetmeyen, Türkiye’deki insanları sadece kulluğa, şahsiyetsizliğe ve haysiyetsizliğe lâyık gören bir insanlık düşmanı olabilir.

10 Kasım ise bir bayram değil, bir yas ve düşünce günüdür. O gün, Türkiye’de yaşayan insanlara yukarıda saydığım özgürlüğü, saygınlığı ve insan olarak yücelme şansını veren insanların kendilerine lider ve önder olarak seçtikleri, bütün dünyanın hayranlıkla kutsadığı o büyük insanın insanlığa veda ettiği kara gündür. O günü düşünerek üzülmeyene ise insanlık' sevgisinden, insana saygıdan hiç nasibini almamış bir zavallı olarak bakılabilir ancak. Türkiye Cumhuriyeti’nin millî bayramları insanlık şölenleridir. Bunu böyle görmemek için insanın gerçekten gaflet, dalâlet veya insanlığa karşı bir hıyanet içinde olması gerekir.

Prof.Dr.A.M.Celal Şengör, Aptalı Tanımak, KA Kitap, V.Baskı, İstanbul, 2015, s.192-194.

Arkadaş Yurduma Alçakları Uğratma Sakın...!!! - 13
Yazar Refi Cevat Ulunay:
“Türkler kendi güçleri ile adam olamaz. İngilizler elimizden tutarak bizi kurtaracak." (21 Mayıs 1919)

“İstiklal diye bağıranlar kötü niyetlidir.” (31 Ağustos. 1919)

“Tek çarenin galiplerle uyuşmak ve anlaşmak olacağı, bu kafasızlarca ne zaman anlaşılacak?” (23 Mart 1920)

“Milli hareketi yok etmek, millet için var olma meselesidir... O alçaklara karşı çıkanlar, dine, Halifeye, millete unutulmaz hizmette bulunmuş olacaklardır. " (4 Nisan 1920)

“Yunanistan, kısa zamanda M. Kemal kuvvetleri denen çapulcuları tamamen tepeleyecektir. ” (8 Eylül 1920)

'Anadolu ile değil Yunanistan’la anIaşmalıyız.” (15 Ekim 1920)

Edirne Te ’min gazetesinden:

“Müftü Hilmi Efendi, Selimiye camiinde, hürriyetin ve adaletin saygıdeğer temsilcisi olan Venizelos hazretlerinin sağlığı için güzel bir dua okumuş ve hazır bulunanlar şükran duygularını belirterek duaya katılmışlardır." (13 Ağustos 1920)

Yazar Hakkı Halit:

'Ankara'nın istiklal-i tamcıları kimi aldatıyorlar? İstiklal-i tammın mümkün olmadığını bu beylerin, paşaların bilmeleri lazım. ” (16 Haziran 1921
Turgut Özakman