• Herkesin uygulaması halinde dünyayı değiştirebileceğimiz 7 şey;

    1-Fidan Dikmek
    2-Kitap Okumak
    3-Egodan kurtulmak
    4-Bir ilke imza atmak
    5-Yeni bir dil öğrenmek
    6-Hayvan sahibi olmak
    7-Bir çocuğu mutlu etmek
  • Merhaba arkadaşlar
    İkinci okuma etkinliğimiz için 3 Eylül tarihini ve Dostoyesvki - Suç ve Ceza kitabını belirlediğimizin haberini geçtiğimiz günlerde haber vermiştik.Hem hatırlatmak hemde etkinlik saatinin ve mekanın yerini bildirmek adına bu iletiyi sizlerle paylaşıyoruz. 3 Eylül 2018 tarihinde saat 14.00 da Fidan kitap cafe de Suç ve ceza - Dostoyesvki kitabı üzerine konuşmak üzere buluşuyoruz
  • Uygulamanız Halinde Dünyanızı Değiştirecek 7 Şey:

    1) Fidan dikmek
    2) Kitap okumak
    3) Egodan kurtulmak
    4) Bir ilke imza atmak
    5) Yeni bir dil öğrenmek
    6) Hayvan sahibi olmak
    7) Bir çocuğu mutlu etmek
  • DÖRT AŞK ŞARKISI

    1.
    Senden ayrıldığımda
    O güzel günün sonunda
    Açılınca gözlerim
    Ne çok sevinçli insan varmış dedim.

    İşte o akşamdan sonra
    Sen bilirsin ya
    Daha güzel dudaklarım
    Çekirge gibi çevik bacaklarım

    Ben böyle olalı beri
    Daha yeşil ağaç, fidan ve tarla
    Daha bir güzel suyun serinliği
    Başımdan aşağı boşaltınca

    2.
    Beni sevindirdiğinde
    Bazen düşünürüm:
    Şimdi ölüversem
    Mutlu kalırım
    Sonsuza kadar.

    Sonra yaşlanıp
    Beni düşündüğünde
    Tıpkı bugünkü gibi görünürüm sana
    Bir sevdiceğin olur
    Henüz gencecik.

    3.
    Küçücük dalda yedi gül
    Altısını rüzgar alır
    Ama biri kalır
    Bulayım diye onu

    Yedi kez çağıracağım seni
    Altısında gelme
    Ama söz ver yedincisine
    Tek sözümle gel.

    4.
    Bir dal verdi bana sevgili
    Üzerinde sarı yapraklarda

    Yıl dediğin geçer gider
    Aşk ise hep yeni başlar.

    Bertolt BRECHT   
  • Nazım Hikmet'ten bir kitap okuduğumda onun dirilişini ve umudunu yeniden hissediyorum. nerede olursa olsun asla umudunu yitirmeden yaşıyor. Hapishanedeki hücresinde olsa bile.


    Yatar Bursa Kalesinde bulunan şiirler, Nazım Hikmet'in 1929-1935 yılları arasında yazdığı ama sağlığında yayımlanan kitaplarına almadığı ve 1937-1951 yılları arasında yazdığı ama sağlığında kendi derlediği (ve ancak ölümünden sonra basılabilen) kitaplarına almadığı şiirlerden oluşuyor.


    Her bir şiirde onun sesinden dinliyormuşum gibi okudum. Özellikle de Yaşamaya Dair şiirini okurken Genco Erkal'ın sesinden de dinlemenizi tavsiye ederim. (Bu arada Fazıl Say bestelemiştir.)



    "YAŞAMAYA DAİR

    1
    Yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
    Yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.
    Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yanı ağır bastığından.
    1947
    2
    Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
    yani, beyaz masadan,
    bir daha kalkmamak ihtimali de var.
    Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
    biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
    hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
    yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
    en son ajans haberlerini.
    Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
    diyelim ki, cephedeyiz.
    Daha orda ilk hücumda, daha o gün
    yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
    Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
    fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
    belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
    Diyelim ki hapisteyiz,
    yaşımız da elliye yakın,
    daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
    Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
    insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
    Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
    hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
    1948
    3
    Bu dünya soğuyacak,
    yıldızların arasında bir yıldız,
    hem de en ufacıklarından,
    mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
    yani bu koskocaman dünyamız.
    Bu dünya soğuyacak günün birinde,
    hatta bir buz yığını
    yahut ölü bir bulut gibi de değil,
    boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
    zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
    Şimdiden çekilecek acısı bunun,
    duyulacak mahzunluğu şimdiden.
    Böylesine sevilecek bu dünya
    "Yaşadım" diyebilmen için...
    Nazım HİKMET"


    Nazım hikmet, haksızlığa gelemediğini, bu yüzden kırgınlığını ve kızgınlığını da şiirlerinde aktarmıştır. Devrimci ruhu asla sönmemiştir. Hapisteyken bile bu ruh ile yaşamıştır.



    "Ben İçeri Düştüğümden Beri

    Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
    Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman…’
    Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün…’
    Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
    Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
    Ona sorarsanız: ’Bütün bi hayat…’
    Bana sorarsanız: ‘Adam sende bi hafta…’
    Katillikten yatan Osman; ben içeri düştüğümden beri
    Yedibuçuğu doldurup çıktı.
    Dolaştı dışarda bi vakit,
    Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
    Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda…

    Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
    Ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları,
    Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.
    Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.

    Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri…
    Ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor

    Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
    Sonra vesikaya bindi
    Bizim burda, içerde
    Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
    Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız

    Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
    Daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşimaya
    Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
    Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçünden bahsediyor amerikan doları
    Fakat gün ışığı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
    Ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular yarı yarıya

    Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
    Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine
    ‘Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.
    Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
    Ve kahreden yaratan ki onlardır,
    Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır’

    Ve gayrısı
    Mesela, benim on sene yatmam
    Laf’ı güzaf…

    Nazım Hikmet"



    Şiirin son satırlarında yazdığı Kuvayi Milliye kitabından bahsetmektedir. (Bu kitabı Bursa'daki hapishanede yatarken yazmıştır.) Kuvayi Milliye kitabı ile ilgili yorumu aşağıya ekleyeceğim okumak isterseniz bakabilirsiniz.



    https://fuldenufacik.blogspot.com/...-kuvayi-milliye.html



    Eğer Nazım Hikmet'i anlamak istiyorsanız onun şiirlerini okuyun ve şiirlerin içinde yaşamaya çalışın. Onun ruhunu ve insan sevgisinden beslenerek hayata farklı açılardan bakın. Çünkü o ruhunun ve birlikteliğin büyüsü ile etrafınızı sardığında ondan vazgeçmeniz zorlaşacaktır.
  • Kitap adı üzerinde aslında "Kalbimizin Baharı" her sayfasını şaşkınlıkla okuduğum surelerin tefsirlerine bu şekilde, anlayabilirmişiz diyebiliceğimiz bir kitap. Genel olarak dili bana biraz ağır geldi, bazı sayfaları 2-3 kere okuduğum oldu, yine çok beğenerek okuduğum bir kitaptı.
    Bir Dua:
    "Rabbim, şu dünya hayatımızda Senin esma-i hüsnanı tanımayı, ve o isimleri tanımanın gerektirdiği gibi bir ubudiyet şuuruyla yaşamayı nasip et. Şu dünyada her neye muhatap olursak olalım, o şeyde cilvelenen esma-i hüsnanı bize okuttur; o şeyi bizim için asıl meyvesini ebedi cennet yurdunda yiyeceğimiz bir fidan kıl. Bize bir an bile esma-i hüsnanı unutturma; bir an bile gayriimani bir nazarla baktırma; ta ki, Mahkeme-i Kübrada hesaba ve cehennemde azaba duçar olmayalım."
  • "Kendini Bilenlere Selam Olsun"
    1. Yüz:
    -Başlamadan önce sonunu düşün, ilerlemeden önce nasıl geri döneceğini düşün.
    - Kimseye sebepsiz yere acı verme, herkesi mutlu etmeye çalış.
    - Gücünü başkalarına zarar vermek için kullanma.


    2. Yüz
    - Bir şeye başlamadan, başkalarına danış ve işini acemilere bırakma.
    - Malını hayatın için, hayatını dinin için feda et.
    - Iyi bilinmek için yaşa ve şans istersen, yetinmeyi öğren.

    3. Yüz
    - Kırılana, çalınana, yanana, kaybolana üzülme.
    - Kimsenin evinde kimseye emir verme, ekmeğini kendi masanda ye.
    - Kadınlara esir olma.

    4. Yüz
    - Kötü bir aileden eş alma, utanmasını bilmeyenin yanında durma.
    - Kötü alışkanlıklara bulaşmışlardan kendini sakın, kibarlığı bilmeyenlerle iş yapma.
    - Başkalarının sahip olduklarına imrenme.
    - Hükümdarlara karşı dikkatli ol, onlar parlayan ve yakan ateş gibidir.
    - Kendi değerini bil, başkalarına da aynı şekilde değer ver, talihi senden iyi olanlarla yarışma.

    5. Yüz
    - Krallardan, kadınlardan, şairlerden kork.
    - Kimseyi kıskanma, başkalarının hatasını arama.
    - Mutlu olmaya çalış, öfkeden kaçın, yoksa hayatın acıyla geçer.
    - Ailenin kadınlarına saygı duy ve onları koru.
    - Öfkenin kölesi olma, her zaman uzlaşmaya açık kapı bırak.
    - Giderin gelirini aşmasın.
    - Bir fidan dik, yoksa kesecek bir ağacın dahi olmaz.
    - Ayağını yorganına göre uzatmayı unutma.
    Anonim
    Sayfa 140 - Karakarga Yayınları