• "Kendini Bilenlere Selam Olsun"
    1. Yüz:
    -Başlamadan önce sonunu düşün, ilerlemeden önce nasıl geri döneceğini düşün.
    - Kimseye sebepsiz yere acı verme, herkesi mutlu etmeye çalış.
    - Gücünü başkalarına zarar vermek için kullanma.


    2. Yüz
    - Bir şeye başlamadan, başkalarına danış ve işini acemilere bırakma.
    - Malını hayatın için, hayatını dinin için feda et.
    - Iyi bilinmek için yaşa ve şans istersen, yetinmeyi öğren.

    3. Yüz
    - Kırılana, çalınana, yanana, kaybolana üzülme.
    - Kimsenin evinde kimseye emir verme, ekmeğini kendi masanda ye.
    - Kadınlara esir olma.

    4. Yüz
    - Kötü bir aileden eş alma, utanmasını bilmeyenin yanında durma.
    - Kötü alışkanlıklara bulaşmışlardan kendini sakın, kibarlığı bilmeyenlerle iş yapma.
    - Başkalarının sahip olduklarına imrenme.
    - Hükümdarlara karşı dikkatli ol, onlar parlayan ve yakan ateş gibidir.
    - Kendi değerini bil, başkalarına da aynı şekilde değer ver, talihi senden iyi olanlarla yarışma.

    5. Yüz
    - Krallardan, kadınlardan, şairlerden kork.
    - Kimseyi kıskanma, başkalarının hatasını arama.
    - Mutlu olmaya çalış, öfkeden kaçın, yoksa hayatın acıyla geçer.
    - Ailenin kadınlarına saygı duy ve onları koru.
    - Öfkenin kölesi olma, her zaman uzlaşmaya açık kapı bırak.
    - Giderin gelirini aşmasın.
    - Bir fidan dik, yoksa kesecek bir ağacın dahi olmaz.
    - Ayağını yorganına göre uzatmayı unutma.
    Anonim
    Sayfa 140 - Karakarga Yayınları
  • Farkında Kalın, özel eğitimde kendi alanında uzman akademisyenler ile yapılan söyleşileri ihtiva eden bir başucu kitabıdır.
    Kitabın amacı, özel eğitimin temel gelişim alanlarıyla ilgili bilgileri;
    1. Üniversitelerin özel eğitim bölümünde okuyan öğrencilere,
    2. Özel gereksinimli çocukların ebeveynlerine,
    3. Özel eğitim alanına ilgi duyan insanlara aktarmaktır.
    Bu şekilde toplumumuzun engelli bireyler hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlayarak farkındalığı yaymaktır.
    Bu kitabı okuyan herhangi bir birey özel eğitimde;
    “Kaynaştırma”yı Prof. Dr. Tevhide Kargın’dan, “Otizm”i Prof. Dr. Binyamin Birkan’dan, “Disleksi”yi Prof. Dr. Hakan Sarı’dan, “Erken Çocukluk Eğitimi”ni Prof. Dr. İbrahim Halil Diken’den, “Aile Eğitimi”ni Prof. Dr. Atilla Cavkaytar’dan, “Cinsel Eğitim”i Yrd. Doç. Dr. Ayten Düzkantar’dan, “Mesleki Eğitim”i Yrd. Doç. Dr. Fidan Özbey’den, “Matematik Öğretimi”ni Doç. Dr. Ahmet Yıkmış’dan, “Engelli Hakları ve Yasal Düzenlemeler”i Doç. Dr. Bekir Fatih Meral’den, “Teknolojik Gelişmeler”i Yrd. Doç. Dr. Canan Sola Özgüç’ten, “Türkiye’de Özel Eğitimin Tarihsel Gelişimi”ni Yrd. Doç. Dr. Osman Özokçu’dan, “Yeni Özel Eğitim Öğretmenliği Programına İlişkin Bilgiler”i Doç. Dr. Macid Melekoğlu’ndan sohbet eşliğinde okuyup öğrenecektir. Aynı zamanda, özel eğitim alanında kurumsallaşmış tek dernek olan Özel Eğitimciler Derneği’ni (ÖZDER) ve rehabilitasyon konusunda kurumsallaşmış bir dernek olan Özel Özel Eğitim Kurumları Derneği’ni de tanıma fırsatı bulacaktır. Kitabı http://www.nadirkitap.com adresinden temin edebilirsiniz.
  • "Demek ki fırtına yemeyen fidan, hayata tutunma kudretine sahip değildir. Bu böyle biline. Hayatın rotası öyle çizile."
  • Küçük, minnak ve ismini sevmeyen bir kızın gözünde büyükleri anlatan bu kitabı, küçük dostlarımız kadar biz büyüklerinde okuyup ders alması gerekiyor. Her yaşa hitap edebilecek “Küçük Prens” tadında bir eser.

    Çocuk aklı !!! Biz büyükler her zaman çocuk aklını küçümser ve onların yeteneklerini köreltiriz. Çocuk aklı kadar geniş ve uçsuz bucaksız bir dünya yoktur. Kitaba konu olan asıl meselelerden bir tanesi de biz büyüklerin çocukları ciddiye almamasıdır. Ama alınacak en güzel ve temiz olandır çocuk aklı. Bir düşünsenize çevrenizdeki her şeye merakla ve kötülük düşünmeden baktığınızı. Haset yok, kin yok, nefret yok.... Sadece merak var.

    Sakız Sardunya ana karakterimizin adıdır. Aynı zamanda kitaba da ismini vermiştir ve anlamı Afrika’da yetişen bir çiçek türüdür. Sardunya’mızın sıkıntısı ise arkadaşlarının ismi ile dalga geçmesi ve bu sebeple güzel kızımızın kendini yalnız bırakmasıdır. Oysa farklı olmak, ayrı olmak çok güzel bir şeydir. Farkına da varacaktır. “Bırak herkes sana gülsün, bu onların sorunu.”

    Dış çevre !!! Kızımız der ki herkes evine çiçek gibi bakar, ya çevresine... Sanki gideceğimiz başka bir dünya varmış gibi kirletiyoruz da kirletiyoruz. Burada kaç kişi bir fidan ekip büyümesini bekledi. Yapın bunu. Annenizle ya da babanızla veya varsa evlatlarınızla gidin bir kaç fidan alıp dikin. Onlara isimler verin. Çünkü bizim başka bir eviniz yok.

    Senden beklenen gibi olma, kendin ol. Başkalarının ne dediği de tabi ki önemli ama öyle görünmek için öyle olma. Bırak seni kabullenecek olanlar sen olduğun için, yalansız riyasız kabul etsin. Asla vazgeçme bundan. “Hayat tavizler verilmeye başlandığında senin elinden çıkar.”

    Hedeflerinden şaşma !!! “Her yenilgi bir kazanımdır.” En iyi yol ise halen denenmemiş olandır. Vazgeçme !!! Zorluklar karşısında mücadelene devam et, daha çok çalış.

    Sakız Sardunya’mız da bu değerleri öğrendikten sonra artık o da “İsmini seven kız” oldu. Farklı olmak farktır. Çocuklarınıza çocukmuş gibi değilmişte bir yetişkin gibi davranmayı prensip edinip, baba anne veya veli olmanın hakkını verin.

    Bir de size bir adamdan bahsetmek isterim. Bu adam benim dedem olur, yani babamın amcasıdır. Boyu 1 metre vardı ya da yoktu. Hayal meyal hatırlarım. Hiç evlenmemiş ya da evlenemiş ama inadına çocukları sevmiş, sayısız iyilikler etmiş yine de gülmemiş bahtı. Boyunun kısa olması kendisine bir yükmüş gibi, bütün alayların konusu olmuş. Duramamış köy yerinde, göçmüş İstanbul’a babamların yanına. Kaderi, talihi burada da yakasını bırakmamış. İstanbul’ya bura... Ardından Ufak İsmet, Gıdıl İsmet ve en kötüsü de Cüce İsmet derlermişte dururlarmış. Nenem derdi ki; “Eyle zeki eyle zeki idi ki, köy yerinde onun gibisi yok imiş. Lakin hayat. Yedirememiş kendine. 7 milyonluk İstanbul herkese kucak açmışta 1 metrelik adamı bağrına basamamış. Dönmüş gerisin geriye baba toprağına. Mücadelesine kaldığı yerden devam etmeye çalışmış ama nafile. Germiş halatı damın direğine, sallandırı vermiş 1 metrelik adam dünyayı, ası vermiş nezaketi, öldürmüş hoşgörüyü, boğazlamış sevgiyi ve vurmuş insanlığın başını. Keşke biraz daha büyük olsaydık, keşke yaşımız beş değilde onbeş olsaydı. O vakit başımızda taşır boyumuzu boyu ederdik. Ama yetişemedik. Boynuna geçirdiği ip sadece kendi hayatına maal oldu. İnsanlık yine herkese kaldı, nezakette öyle ve hoşgörüyü hepimiz sahiplendik. Ölen ise sadece 1 metrelik bir adam oldu. Ondan kalan ise sadece sarı bir fotograf keresi. Bembeyaz karların üzerinde durmuş teni bronz, kara hafif kırmızıya çalan. Elinde deyneği, başında kahverengi kulahı, üzerinde haki gocuğu. Dim dik durmuş, ardında 3 metre gölgesi... Dedem İsmet. Yaşamak değil sana kısmet....

    Sevgi ile kalın.
  • 3 gencin, birilerinin hırsı, cahilliği, gaddarlıgi yüzünden yitip girmesini , büyük bir üzüntüyle okudum yine. Kitap başarılı sayılır. Cok fazla görüş ve tekrarlamanin oldugunu göz ardı edersek başarılı diyebiliriz.
  • BİR HİKÂYEDEN ÇOK DAHA FAZLASI. YALNIZLIK, PİŞMANLIK, SEVGİSİZLİK, DEĞERSİZLİK...

    #spoiler içerir.

    Tanışmakta geç kalınan ete kemiğe bürünmüş hayatın tâ kendisi olan Aziz Bey Hadisesi.

    "Hiç farkına varmadan babası olmuştu. Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evinin içindekilerden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan, anlasa da umursamayan, çehresi daima asık, sesi daima gür ve azarlamaya hazır babası" (Sayfa 69) Artık o beğenmediği babası olan Aziz Bey'in hikayesi.

    Hikâyenin sonu kitabın başında veriliyor ve geri dönüşle(diğer hikayerde de kullanılıyor)
    yapayalnız kalmaktan korkan bu uğurda bir aşkı ve kendisini seveni feda eden, hiçe sayan,
    kaderin sillesini sürekli yiyen, aşkı uğruna da ailesini hiçe sayan,
    hayatı kendisine ve çevresindekilere zindan eden,
    aksi, gururlu ve boşa geçen bir hayatın iç burkan, hüzünlü(beni 3-4 yerde duygulandıran) Aziz Bey'in kısa hayatının uzun hikayesi anlatılıyor.

    Sade bir dil, yoğun duygu içeren, etkileyici, akıcı bir anlatım içeriyor.

    Sadece 94 sayfa ama bir arkadaşın da dediği gibi "bir oturuşta okunur ama acıtır."

    Aziz Bey Hadisesi dışında 5 hikaye daha var ve onların kısaca incelemesi

    "Kadın Hikayeleri Yüzünden" de hikaye "Ya ölecektim, ya eski yaralarımdan doğacaktım yeniden" (Sayfa:95) diye başlıyor ama isimsiz başkahraman ölmüyor ama eşinin de onunla birlikte yaralar almasına ve onun intihar etmesine neden oluyor. Kendini olduğu gibi kabullenemeyen, başkalarının yaşamlarına özenen karaktersiz bir adamın hikayesi.

    "Soğuk Geçen Bir Kış" çok seven adam Semavi Bey'in hadsiz sevgisi sonucu eşinin hayatına mâl olmasının hikayesi anlatılıyor.

    "Kar Yolcusu" nda Eşberin yalnızlıkla imtihanı sırasında Fidan'la hayatının kesişmesi ve onu kaybetmemek uğruna kendi yaşamından olması anlatılıyor.

    "Mikail'in Kalbi Durdu" Semra'ya aşık olan bir adam Mikail ve Semra'nın da aşık olduğu bir başka adam. Tek taraflı duyulan aşklar ve mahvolan hayatların hikayesi anlatılıyor.

    Ve son olarak "Kırmızı Azap" da hikâye kahramanları konuşturularak anlatılan ilginç anlatım tarzındaki sığ bir mahvolan hayatların anlatıldığı bir öykü.

    Vurdumduymaz, eşlerini önemsemeyen yalnız adamalar ve hep bir loş ışık, gölge gibi silik kalan kadınlardan oluşan iç burkan, hüzünlü hikâyeler.

    Geç olsada tanıştığıma memnunum. Ayfer Tunç ile yola devam...

    Haa! şunu da söyleyeyim: Aziz Bey hikâyesi 10 üzerinden 10 aldı ama diğer hikâyeler yüzeysel kaldığından 9 verdim.
  • En uzun koşuysa elbet Türkiye de Devrim,
    O, onun en güzel yüz metresini koştu
    En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
    En hızlısıydı hepimizin,
    En önce gögüsledi ipi...
    Acıyorsam sana anam avradım olsun,
    Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun.