• 190 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitap 3 öyküden oluşuyor. Kısa kısa bahsedeyim hatta

    Birinci öykü 3 farklı hayvanın orman yangını sonrası birbirleriyle dost olmalarını ve yaşadıkları zorlu zamanları anlatıyor

    İkinci öykü aşk çok detaya girmeden köy yerinde seven bir çobandan oluşuyor

    Üçüncü öykü ise yılkılardan bahsediyor. Anne ve yavru yılkıyla ilgili bir öykü.

    Bana hangisi derseniz ilk öyküde çok etkilendim sonu ve yaşananlar hiç beklediğim gibi olmadı. Gayet güzeldi ve ilgimi çekti.

    Yazarımızın ilk kitabı. Bu yüzden eksiklikleri vardı biraz. Bazı yerlerde anlatım bozuklukları vardı. Ama ilk kitap olduğu için çokta sorun edilmemeli.
  • 72 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Kitap Yılmaz Güney’in Fatma Girik ve Hayati Hamzaoğlu ile oynadığı Acı filminin senaryosu.
    Kitap 3 bölümden oluşuyor, Kemal Özer’in film hakkında değerlendirmesi, Film senaryosunun senaryolaştırılmamış öyküsü ve senaryo.

    Yılmaz Güney’in tüm kitapları kitaplığımda olmalı demiyorsanız, Senaryo olduğu için kitabı okumak yerine filmi izlemek de tercih edilebilir.
  • Hiperaktif bir çocuktum, sandığın üzerine çıkıp boy gösterisi yapıyordum anneme. Ayağım kayınca yere düştüm. O esnada babam geldi işten. Kükreyip anneme saldırdı. Sahip çıkamıyor musun çocuğa oralarda ne geziyor deyip üzerine saldırdı. Korkudan annemin eteğine saklandım. Ve ben o gün babamdan nefret ettim sürekli korktum. Sabırsızlıkla gelmesini beklediğim anlarımı yok etti. 8 yaşındaydım Adana'ya tatile gittik. Sabah kahvaltısı yapacaktık, deli gibi acıkmıştım. Daha ilk lokmam da başladı konuşmaya babam. İkizim için diyordu ki; Onun için her şeyimi veririm, istesin arabamı, evimi, hatta kullandığım telefonu bile veririm dedi. O esnada amcam sordu, benim hiçbir şeyde hakkım neden yok diye. Cevap olarak;"Hayır hiçbir şeye hakkı yok" dedi babam. Dayanamayıp dedim ki;"Ben senin için hiçbir zaman olmadım ki, şimdi mi olacağım" dedim. Keşke hiç olmasaydın dedi babam. Hala sesi kulaklarımdan gitmiyor. Üstelik kalabalık çoktu, yemek yiyemeden sofradan kalkıp, yan odaya geçip saatlerce ağladığımı biliyorum. 9 yaşındayım, yine Adanadayız. Dışarıda oynamaktan çok acıkmıştım. Koşa koşa eve gelip yemeğe oturdum. Daha ilk lokmam da babam başladı konuşmaya "şişman olacaksın yemek yeme, teyzen (çocukken geçirdiği trafik kazasında ilaçların etkisiyle aşırı kilo almış teyzem obez olarak kaldı) gibi mi olacaksın deyip herkesin içinde azarladı. Yiyemeden kalkıp gittim. Saatlerce bunun için ağladım. Neden bana böyle davrandığını sorgulayıp durdum. 12 yaşındayım, ikizime göre olgun, yapı olarak da iri biriydim. Her gün okuldan gelip bulaşıkları yıkardım, temizlik yapardım. Dışarı da ikizim oyun oynarken ben evde yemek yapıyordum. Yaşıtlarım hatta ikizim yumurta bile kıramazken ben yaprak sarması yapıyordum. İşimi bitirir balkona geçer, ikizimi izleyerek elimi yüzüme koyar, saatlerce bunun için ağlardım. O da kız çocuktu ben de. Tek fark ona göre iri yapıya sahip olmamdı. Çok erken büyüdüm, çocukluğumu yaşamadan. 15 yaşındayım hiç tanımadığım, adını bile bilmediğim biriyle zorla tanıştım. Sol göğsüme dokundum, o an kalbimin var olduğunu hissettim. Aşık olmuştum, ilk defa. Acıyan yanım kalmaz, mutlu olurum sanmıştım. Beni sevsin istemedim hiçbir zaman. Bana baksın, gülen gözleriyle gülsün yeterdi. Her şey çok güzel ilerliyordu. Arkadaştık 4 yıl boyunca, bekledim. Ta ki hayatına başka birini alana dek. Dünyam yıkılmıştı ve ben ilk ölmek istedim. Çünkü kalbin çok acıyordu. O kadar çok üzüldüm ki, baş ağrısı yaptı. Bir süre tedavi gördüm. Lise son sınıftayım dershaneye yazıldım. Tabi bu esnada okullar arası öykü, şiir yarışmalara katıldım. İlk 3'e girmiştim. Buna aileme hiçbir zaman belirtmedim. Sürekli bireyler yazdığımda git ders çalış bunlarla oyalanacağına diyen bir annem vardı. Eroinle dans kitabını okuyorum diye elimden alıp yırtan, 3 üniversite mezunu olan abim yapmıştı. Okulun dergisinde yazım çıktı, asla söylemedim aileme, bilmesinler istedim. Lise bitti iyi bir bölüm kazanamamıştım. Abime çok destek oldular bana da olurlar sandım. Her gün daha çok yıkıldım. Ben dershane beklerken, babam abimi yazdırdı. Ben dershane beklerken babam arabasını değiştirdi. Ben dershane beklerken babam abimi evlendirdi. Susma payı olarak belediyenin ücretsiz kurslarına gönderdi beni babam. Ekstra bir katkısı olmadı bana. Daha kötüye gittim her defasında. İyi bir bölüm tutturduğum için yerleşmesi bir yere, eve hapis oldum. Sonra bu sayede sosyal hesaplara takıldım, yapabileceğim hiç aktivitem yoktu. İyi arkadaşlıklar kurdum. Tanımadığım görmediğim, birçok kişiden hediyeler aldım. Ailemin yapmadığını sürekli arkadaşlarım yaptılar, haklarını ödeyemem. Şu an tek gayem okuyup iyi yerlere gelmek ve asla "keşke"lere izin vermek istemiyorum. Babama babalar günün de yazdığım yazıyla son vermek istiyorum;

    Affet kızım!
    Bu gün babalar günü ama ben bunu haketmiyorum. Çünkü oğullarım seni döverken seyrettim sesimi dahi çıkarmadım. Ortada suçun yoktu bile. Ben hep seni küçüklüğünden beri dışladım, hor gördüm, hiç olmasaydın, hiç doğmasaydın dedim yüzüne gülen gözlerine bakarken. Herkes seviyor seni bir ben sevmedim. Hakaret ettim, küfür ettim, dövdüm bir gün olsun sesini çıkarmadın. Annen sana beddualar ederken dinledim duymadım sandınız hep. Sen yıkıldın acıyan yerlerine ben hep üstüne bastım. Her şeye rağmen ayakta durmasını bildin! Herkese bir şekilde yardım ediyorum ama birgün olsun sana yardım etmedim. Sen hep kendi başına acıyla kıvranarak büyüdün. Bunu hissediyordum buna rağmen hiçbirşey yapmadım. Birgün olsun saçlarını okşayıp 'kızım!' demedim. Sımsıkı sarılmadım öpmedim. Bütün herşey de kısıtladım, sık boğaz ettim, burnundan getirdim yine birşey demedin. Şuan 21 yaşındasın bir telefonun bile yok dışarıya hasret ettim. Dershaneye göndermedim okumayı çok istediğin halde benim arabam benim evlerim hep ön plandaydı. Sana hakettiğin ne varsa yaşatmadım senden alıyordum bütün hıncımı. 25 yaşındasın, sen hâlâ deli gibi üniversite okumanı bilmeme rağmen, okumadım. Çünkü senin hayallerin önemli değil. Dışarı çıkınca sürekli aradım, sorguladım. Dürüst oldunuz ne kadar şüpheyle yaklaştıysam doğrusunu söyledin. Ama o gün öfkeme yenik düştüm, üstelik suçun bile yokken bela okudum, anneni, kızlarımı dövdüm. Hem de bir hiç uğruna, sabaha kadar ağlattım sizi. Affet kızım bugün benim günüm değil!

    "Anne" deyince burnumun direği sızlıyor.
    Belediyenin verdiği ücretsiz ingilizce kursuna gidiyordum. Sınıfa girdik, öğretmen geldi, tanışma faslına geçildi. İnsanlar buz gibi birbirlerine bakıyorlardı. Sıra bana geldi. Tebessüm ederek tanıttım kendimi, öğretmen de güler yüzlü olmama sevinmişti. O an espri yaptım, herkes güldü. Ortam bir nebze de olsa değişti. Derse başladık, arkamda oturan kadın yanında 3-4 yaşlarında kızını öpüp, kokluyordu. Her iltifat ettikçe kızını öpüyordu. O an defalarca ölmeyi diledim. İçimde kanadı. Biraz önce tebessümümle herkesi mutlu eden ben, gözyaşlarıma hakim olamadan sınıftan ayrıldım. Herkes şok oldu, tabi ben de. Gözlerimi açamayacak kadar ağlamıştım. Hiç kimseye de bir şey diyemedim. O anı hiçbir zaman unutamıyorum.

    "Abi" deyince kötü oluyorum her defasında. Akla hep sarar sarmalar, büyük olur, arkanı kollar diye hayal ederiz ya hiçbirini yaşatmadılar. Adı 2 abim var, hiç bir zaman bunu demedim, dedirtmediler bana. Çocukken takı takmayı çok severdim, sırf dikkat çekiyor diye zorla abim tarafından çıkarıldı. Günlerden perşembe ve ben 19 yaşındayım.
    Bir gün spor merkezinden eve dönüyorum, bir abi bana adres sordu. Tarif ettim o an babam geldi. Bağırıp çağırıp beni dövmeye kalkıştı. Adam panikle ayrıldı. Ben korkudan titriyordum ağlayarak eve geldim. Evde de komşu var, korktular. Babam bağırdı çağırdı, üzerime saldırmaya başladı. O esnada kapı çaldı büyük abim işte geldi. Kapıyı kapattı, benden uzak durun ne yapıyorsanız yapın dedi. O an defalarca ölmek istedim, haftalarca bunun için ağladım, yemek yemedim mahvoldum. Aradan birkaç ay geçti balkonda oturuyoruz, bana dedi ki. Arkadaşlarım sizi soruyor bi 2 yıllık üniversite kazanamadılar diyemedim, dedi. Çok zoruma gitti bu laf, hiç unutmam. Küçük abimle çarşıya çıktık alışverişe, arkadaşıyla karşılaştık. Şok oldu beni ve ikizimi görünce. Kız kardeşin mi varmış senin dedi. Evet dedi. Peki ne okuyorlar şimdi dedi. Cevabı;ne üniversitesi bir kitap bile okumuyor dedi. Ve bunu diyen abim 3 üniversite mezunu.
    Hayaller hayatlar arasında bu kadar uçurum olacağını düşünmemiştim en azından. Çocukluğumdan beridir hep bir tarafım eksik olarak büyüdü, onu ne yaptıysam tamamlayamadım. Ve bunu büyüyünce daha iyi anladım. Ne kadar dipte olduğumu anladım, bir o kadar da tek başıma mücadele etmeyi öğrendim. Çocukken bile öyleydim, kendi yaramı kendim sarardım. Arkamda duran dağ gibi babam olsun istedim, beni sarıp sarmalayan annem, iyi kötü kontrolümü sağlayan abilerim olsun istedim. Çok iyi arkadaşlara sahip oldum, birgün olsun tek bir kişi bile incitmedi beni. Ailem yıktı, arkadaşlarım topladı. Ailem yıktı, arkadaşlarım sardı. Ailem yıktı, arkadaşlarım unutturdu. Çünkü artık yaşam kaynağım arkadaşlarım olmuştu, beni güldüren mutlu etmek için çabalayan yalnızca onlar vardı. Canım sıkıldığında beni hem anne hem baba hem dost gibi dinleyen bir öğretmenim vardı. Ona hayallerimden bahsediyordum, mesela diyordum ben harika bir öğretmen olacağım. Hobi olarak da edebiyat okuyacağım. Bunun umudunu yeşertti bana, içime aşıladı. Yeri geldi bana sımsıkı sarılacak başıma koyacak omuz oldu, yeri geldi sırdaş oldu. Ama ben bunları ailemle yapamadım. Herkes için çok şanslı biriydim, ama ailem için değildim. Kilom için, vücudumdaki tüyler için yemediğim hakaret kalmadı. Ben hepsine sustum. Hep diyordum ki;bir ablam olsaydı beni anlar mıydı acaba, abim olmasaydı mesela. Beni dinler miydi, yanlışlarımı söyleyip doğruları gösterir miydi? Ben bunun hayaliyle büyüdüm. Sonra dedim bir umut;abim evlenirse evlendikleri eşleri ablam gibi olur, yapmak istediğim ne varsa onlarla yaparım. İnşallah yenge değil de ablam olur dedim. Yenge her zaman yabancı kelime gibi geldi bana. Abim evlenecek ama nasıl mutluyum hayallerim gerçekleşecek sonunda diyorum. Yere göğe sığamıyorum. Akraba olduğumuz için, ortamı garipsemedim. İstemeye gideceğiz yazın günü çiçekler solmasın diye kucağıma aldım. 2,5 saat yol sürdü. Eve geldik karşıladılar bizi. Tebrik etmek için yanına gittim gelinin. Çok kalabalık akrabalar, komşular doluydu. Bana herkesin için ya getire getire bu çiçeği mi getirdiniz, benim istediğim çiçek bu değildi ama neyse dedi o an dondum. Neye uğradığımı şaşırdım, başımdan kaynar sular döküldü. Kimseye belli etmedim tek kelime söylemedim. Gözlerim alev gibiydi canımın sıkıntısından. Nasıl geçti hatırlamıyorum bile. Kınayı, düğünü hatırlamak bile istemiyorum o derece rezillikti. Beraber kuaföre gittik, sürekli bizi başından atmaya çalıştı. Bulunduğumuz için sürekli rahatsız oldu. Gözlerini dikti durdu. Derken evlendiler davete çağırdılar. Ben de ilk defa yenge dedim toplumda. Oradan genç biri, Antepiayı sordu bana, ben de adını duydum ama görmedim dedim. Hemen cevap verdi ya bu fukaranın bir yer gördüğü mü var ki soruyorsun diyen abimin eşi. 2.yenge dediğim de ise, komşudayız ilk defa o eve misafir oluyor. Antep'i kötüledi yetmedi, aileme geçti sıra. Yok kültür farklıymış, yok her şeye çok önemsiyormuşuz. Buradaki insanlar çok kaba alışmak büyük mesele. Sesimizi çıkarmadan dinledik durduk. Birgün abimle kavga etmiş ama nasıl hıncını alıyor bizden anlatamam. Ya canım aile uyumu çok önemli, kültür farkı çok önemli. Ah ah beni ne komiserler, kimler kimler istemedi ki. Ben memur olacaktım Mustafayla mı evlenecektim. Ne hediyeler ne çiçekler geliyordu bana. Şimdiki halime bak rezalet. Yine ses çıkarmadık. Üstüne kahve yaptım, meyve tabağı da süsledim önüne getirdim. Önemli olduğunu hissetsin istedim, çünkü empati kuruyordum, yarın birgün ben de gelin olacağım. Böyle hissetmek istemezdim dedim hep. Yemeğe davet ederiz ayak ayak üstüne atar telefonla oynar, sofra hazır olunca ben hazırladım diye defalarca yaptı yine ses çıkarmadık. Aman abim üzülmesin, ama şöyle olmasın dedik. Arkadaşlarım gelir yanımıza oturur, ayak ayak üstüne atar. Canım evlilik her şey değil, gezin tozun hayatınızı yaşayın. Benim kadar rezil olmazsınız, ben bekarken özgür kızdım. Bana öyle derlerdi, canım sıkıldıkça şehir turu yapardım deyip sürekli küçümserdi. Yine kahve yapar ikram ederdim, bizimle otursun diye de ısrar ederdim. Biz kendisinin komşularıyla karşılaştığımız da bizi tanıştırma tenezülünde bile bulunmazdı. Biz ne yaptıysak birgün olsun teşekkür etmedi. Sürekli açığımı aradı. Evlendiği ilk sıralar telefonumdan bir şey bakacağını söylerdi, meğer mesajlarıma aramama ne yaptıysa her şeyi inceler öyle verirdi. Ben bunu yine tek kişiye bile söylemedim. Biz ne yaptıysak memnun edemedik, sürekli toplumda bizi küçümsedi, hor gördü. Herkes de dinledi, şahit oldu. Kendi ailesi ne yaptıysa ne aldıysa hiç birşey gözümde bırakmadı aldı diyordu. Üstelik babam bir dediğini iki yapmazken. Ve birgün olsun ileri bile git demedik. Sürekli birileri mutlu olsun diye çabaladım, saygıda kusur etmedim. Babam desen ruh hastası, annem desen varlığından haberdar bile değilim. Ama abilerim yanımda olsun sarsın sarmalasın istedim. Başka kimseye ihtiyaç duymayayım istedim. Bir arayış içinde olmayayım diye nefsime hakim oldum. Şükürler olsun en ufak hata bile yapmadım. En dibi görsem de duâ ettim. Çünkü yalnız değildim, beni duyan bilen gören tek kişi Rabbim. Evet çok pişmanlıklarım var, mesela beni desteklemesini beklediğim ailem için fedakar olmasaydım. Aklımı kullanıp, iyi bir üniversite okusaydım. Her şeye oturup ağlamasaydım, herkesi kendimden fazla düşünmeseydim. Biraz ya biraz kendim için çabalasaydım. Evet geç de olsa aklım başına geldi. Şimdi de gücüm kalmadı, en ufak bir şeye dayanamıyorum patlamak kıyameti koparmak istiyorum. Psikolojik olarak çöktüm, kendimi uçurumda gibi hissediyorum. Ben ne zaman buradan atlayacağım diyerek gözümü açtım. Ve üstelik hayatımın baharındayken düşünüyorum bunları. Eski fotoğraflarıma bakıp saatlerce ağladığımı biliyorum. İçimde yaşama sevinci denilen bir şey kalmadığı için ağlıyorum. Çok isterdim, gözyaşlarımla her şeyi silip unutmayı. Daha iyi bir başlangıç yapıp geçmişi unutmayı, her şeyden çok isterdim çoook.
  • 112 syf.
    ·8/10·
    Can yayinlarinin Kucuk Prensini Cemal Sureyya ile Tomris Uyar cevirmis. Helal olsun. 1.000 sayfalik bir kitabi 110 sayfa olarak okumak beni biraz dusunduruyor. Yine de bir pazarlama basarisi olarak en fazla dile tercume edilen 3.eser. Bu kitabi okuduktan sonra aklima Babam ve Oglum da ki son sahne de cocugun babasina dedigi; Insan buyudukce hayalleri kuculur mu baba? demesi aklima geldi. Her kesimden insanin istifade edecegi bir kitap. keyifli okumalar!
  • 128 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Kitap geldiği zaman direkt bir başlangıç yapmak istemiştim ve başını okumuştum ama o zaman çok sıkıcı gelmişti ve hevesle aldığım kitaba üzülmüştüm nasıl bu kadar sıkıcı çıkar diye ve 2-3 ay ertelemiştim en sonunda kitabım kalmadığı için okumaya başladım ve kitaba karşı olan önyargımdan nefret ettim ve kendime kızdım favori kitabım oldu kitap başlarda eski zamanları ve klasik aile hayatını anlattığı için sıkıcı gelebilir ama kitabı okudukça olaylar gelişiyor, geliştikçe kitabın sonunu merak ediyorsunuz ana karakterimiz çok fazla cinayet işlemesine ve birçok insanı canice öldürmesine rağmen haklı buldum en azından vicdanım bu yönde yakında 2.kitabı yayınlayacak yazar kitabı heyecanla bekliyorum
  • 462 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Muhteşem bir kitap okudum.Türk filmi tadında ve bir o kadar da tutkulu bir hikâye.Bunlar birleşince de insanın içini yakıp kavuran bir roman ortaya çıkmış.Bu yüzden yazarımız Side May 'a çok teşekkür ederim.Emeğinize,yüreğinize sağlık Gelelim özetimize:

    Zehra torunuyla aynı evde yaşamaktadır.Eşi öldüğünden beri de torunu Nergis'in okuması için didinip durmuş,eşinin Nergis daha bebekken beşikkertiği yaptığı oğlanla da büyük mücadele vermektedir.Beşikkertiğini bozmuştur ama bu oğlan laf söz dinlemeden Nergis'i rahatsız etmektedir.Son yaptığı da artık çileden çıkarmıştır.Bunun üzerine muhtara yardım istemek için gider.Derdini anlatır ama orda Zehra'nın bilmediği bir göz de takiptedir.Bu gözlerin sahibi Zehra'nın sevdiği Hasan amcadır.Geçmişte birbirlerini çok sevmişler.Aileleri birbirine düşman olmasına rağmen gizliden gizliye aşklarını yaşamışlar ama tam kaçacakları zaman Zehra onunla ailesini bırakıp kaçacak kadar sevmediğini söyleyip gitmemiştir.Tabi Hasan bunu duyunca yıkılır ve terk eder köyü,daha da gelmez.Tabiiii uzaktan uzağa köye bir sürü yardımda bulunur.Derken Hasan amcada işin içine girer,bu oğlanın babasıyla görüşürler ama ailenin her biri birbirinden beterdir.Bunun üzerine Hasan amca tüm acısına rağmen Zehra'nın yanına gider ve aklındakini Zehra'ya söyler.Aklındaki ise köye birlikte geldiği asker torunu Asaf Selim ile kağıt üzerinde evliliktir.Okulu bitip üniversiteyi kazanana kadar evli kalırsa kimsenin rahatsız etmeyeceğini söyler.Tabi bunu torununa söyleyip ikna etme aşamasına geçtiğinde torunundan büyük tepki alır ama ertesi gün kabul eder torunu.Neyse evlenirler ve Nergis biraz olsun rahat nefes alır.Okulu biter,üniversiteyi kazanır.Okulda yemekhanede yemeklerle alakalı bir sorun çıkar ve eylem yaparlar.Ele başları Tufan ve Nergis tabiki.Tufan Nergis'e aşıktır.Nergis'de aynı duyguları besler.Neyse polisler gelir alır bunları ve nezarethaneye koyarlar.Polisler Selim'i arar ve karısının durumunu anlatır.Uzun zamandan sonra karakolda karısını görünce küçük dilini yutacak hale gelir.O bakımsız kız gitmiş,alımlı mı alımlı ve zayıflamış bir kız gelir.Neyse bunun üzerine Selim tüm kontrolü eline alır.Kıza kötü davranır falan derken Selim'in bir ihale sonucu bozuştuğu bir mafya ile başı derde girer ve tehdit edilir.Selim bundan Korkmaz tabi ama sevdiklerine zarar verir diye Nergis'i kendi yanına evine alır.Bu birlikte yaşama durumunda birbirlerine baya baya yakınlaşırlar fakat Selim bir türlü kendine itiraf edemez.Sürekli Nergis'i kırar.Tam 3 sefer Nergis evden gider.Tabi bu aralarda bir sürü önemli olay olur oralar sizde canlar Son olarak Selim'in eski ama hala burnunu sokan sevgilisi Azra eve gelir ve birtakım şeyler söyler.Nergis bunun üzerine evi terk eder ve daha da dönmez.Selim bu durur mu? Neyse böyle olaylar olup biterken Van'da Selim'in şirketi yakınlarında bir patlama olur ve Nergis bunu görünce gerisini hiç düşünmeden bir şey yapar.Sonra da ağlaya ağlaya Selim'i arar durur.En son şirketine gider.Selim de Nergis'in bu düşünmeden yaptığı şey kulağına gelince olmak istediği yerin Nergis olduğunu anlar ve onu arar.Sonunda şirketin önünde karşılaşırlar ve öyle bir sarılırlar ki ne kadar orda öyle durdular anlayamazlar.Sonunda aşklarını itiraf ederler ve aradan geçen zamanda ise Nergis hamiledir.Çok mutludurlar.Tabii Nergis avukat olmuştur ve Selim'de bazı konularda onu ikna etme çabalarına başlamıştır.Sonunda da aldığı bir dava nedeniyle davanın uzayacağını söyler çekine çekine ama bu haber zaten önceden Selim'e telefon aracılığıyla davalıların taraf olduğu kişiler tarafından ulaştırılmıştır.Selim'de bildiğini söyleyince kıkırdamalar eşliğinde birbirlerine sarılırlar ve aşk sözcükleriyle kitapta biteeeeer.Ama tabiki olaylar bu kadar mı hayır.O aşkı,tutkuyu ve başka aksiyonlu olayları okumadan bilemeyeceksiniz
  • 244 syf.
    ·54 günde·8/10
    O nasıl uzun tasvirli,benzetimli cümleler hay maşallah :)itiraf etmeliyim ki felsefe serisinden bir kitap okurcasına bir sayfada beynim zonkladı.Yer yer bırakıp mola vereyim azıcık der demez hemen bir aksiyon :)tiyatro tadında zamanda, mekanda, konuda her an bir geçiş bir değişiklik.yazarımız sürekli kendi hakkında da buradayım diyor.misal,...bunları anlatabiliriz ama bizi ilgilendirmez biz konumuza dönelim.(çok hoşuma gitti.)gibisinden cümleler.3 yüzyıl ı ben de yaşamış kadar oldum vesselam.Böyle bir üslupla ve düşünceyle ilk defa karşılaştım. Çok şey kaçırmışım...