• 263 syf.
    ·8 günde·Beğendi·8/10
    Yazardan okuduğum ilk kitaptı. Telefonuma epub şeklinde indirip öyle okudum. Uzun sürede okumamın nedeni bu.
    Yorumlama kısmına gelirsem kitapta yazarın üslubundan dolayı fazlaca eski kelime var. Bazen sözlükten bakıp okumaya öyle devam ettim. (Sözlük için Kubbealtı Lugati baya iyidir. İndirebilirsiniz.) Bu bakıp tekrar okuma benim dikkatimi dağıtmıyor ama dikkatim dağılır diyen bir okursanız kitaptan bir verim yakalayamazsınız.
    Kitap 2. Meşrutiyet ve 31 Mart olayı üzerinden ilerliyor. Tipik bir Abdülhamid dönemi paşasının evine konuk oluyorsunuz. Paşanın ve kızının ihtirasları çevresinde dönen roman size o dönemin tarihini de ayrıntılı şekilde sıkmadan veriyor.
    Yazarı ve kalemini oldukça başarılı buldum. Konuyu çok sevdim. Karakterlerden Şefik için her sayfada üzüldüm. Adamcağız kendini yaktı. Yazarın diğer bir romanı Kıskanmak'ı da okuyacağım. Onu da telefonuma indirdim.
    Tarihi roman severlere tavsiyemdir. Okuyun. Okutun
  • 152 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Günümüzde 'Korona', daha önce 'Domuz Gribi' veya 'Kuş Gribi' olarak bilinen bulaşıcı hastalığın benzeri, 1900'lü yılların başlarında İspanya'da ortaya çıkar. Önce Avrupa'ya yayılır, daha sonra Türkiye'ye de bu hastalık uğrar. Bizde de adı 'İspanyol Gribi' adı olarak nitelendirilir. Avrupa'da çok canlar yakan bu grip, ülkemizde de görülmeye, duyulmaya başlayınca roman ve hikayelere de konu olur. İspanyol nezlesi veya gribinin bulaşıcılığından yola çıkılarak zengin, fakir, hacı, hoca, üfürükçü ve mahallelinin iç içe geçtiği bir roman okuyoruz.

    Roman, Hacı Ferhat Efendi ve Hafız İshak Efendi'nin konak yaşamlarından başlar. Hakk'a Sığındık ile İstanbul'un bir semtine konuk olup, 'işitilmedik bir olayı' okuyoruz. İspanyol nezlesi yüzünden ortaya çıkan salgın, hastalık ve ölümler kitabın ana konusu olur. Yapılan uyarılara karşı vatandaşların yine bildiğini okumasını da görüyoruz. 'Hastalık, sağlık Allah'tan (s.23)' diyerek hastalıklı insanlarla aynı ortamda bulunanları mı desek, onların eşyalarını kullanmaya devam edenleri mi, doktorların söylediği sözleri kadercilik anlayışıyla reddedip uyarıları dikkate almayanları mı, kısaca inanç, sağlık, kader, manevi hayat, ekonomik durumlar etrafında şekillenmiş bir roman.

    Yazar, o mahalle yaşamını anlatması yanında, gerçek kişilik olarak da düşüncelerini sayfalar arasına sıkıştırıyor.

    Dönemin zenginliği ve bu zenginliğin kaynağını belirtilmesi yanında, fakirlik, yolsuzluk, usulsüzlük, inanç sömürüsünden de bahsediliyor. Bir tarihi dönem içinde yaşananlar karakterler üzerinden aktarılır. Konuk olduğumuz mahallelerdeki zenginlerle fakirlerin mutfaklarında da yemek yiyoruz. Onları bize 'roman' olarak okutturur ama yaşanmışlıklar onun gözünde, romanın da ötesindedir.

    Romanda baskın ana karakter tipinin sönük olmasına karşılık esas vurgu mahalle yaşamından çekilen fotoğrafların yazıya aktarılmasıdır. Bu doğrultuda mahallelinin yaptığı dedikoduları da perdesiz bir şekilde bizlere ulaştırılır. Anlatım tarzı sürükleyici ve 'acaba ne olacak' diyerek merak uyandıracak şekilde ilerler.

    Ekabir tayfasıyla başlayan hikaye de, on bir yaşındaki bir kızın yaşamına da konuk oluyoruz. Eski polis Sinan, 1919 yılından, vicdan ve kanun arasında kalmışlığın ezikliğiyle sesleniyor. Yoksulluk kader mi?

    Gürpınar da kitaba çok güzel bir başlık koymuş: Hakk'a Sığındık. Gerisi hikaye yani. Bir İspanyol gribinden başlayarak durum analizi ortaya koyan Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın bu kitabını da tavsiye ederim.

    Not: Okuduğum kitap, Özgür yayınları, Ocak 2016 tarihli ve günümüz Türkçesine uyarlayan Kemal Bek. Kitabın önsöz kısmında Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın yaşamı, yazarlığı hakkında iyi bilgilendirme yazısı yer almaktadır. Piyasada çok sayıda baskı bulunuyor. Bazıları sadeleştirme bazıları da eski Türkçeden yeni Türkçeye aktarım oluyor. Takdir okuyucundur.

    Elimde bulunan diğer 2 baskının biri Ayrıntı yayınlarına ait (Şubat 2018 tarihli ve sunuş yazısını ise Emine Gürsoy Naskali yazmış. Ayrıca kitabın yayım süreci hakkında Duygu Turp Kaya tarafından da bilgi verilmiş. Bu sayede romanın ilk olarak 1330 (1919) yılında basıldığını, Latin harflerine aktarımı ve sadeleştirmenin ise 1950 yılında Hilmi kitapevi tarafından yapıldığını, bu baskının da 'romanın ilk baskısından sadeleştirme - eski Türkçeden yeni Türkçeye - yapılmadan' hazırlandığını öğreniyoruz. Sayfa altlarında ise dipnotlarla kelime ve kavramlar açıklanmış.)

    Maviçatı yayınları tarafından 2017 yılında basılan kitap ise sadeleştirilmiş bir baskıdır fakat bu sadeleştirmenin kimin tarafından yapıldığına dair bilgi yok.

    Ayrıca sahaflarda ya da PDF olarak, Mustafa Nihat Özon tarafından 1965 - 1972 arası sadeleştirilmiş (Atlas Kitapevi) H.R. Gürpınar'ın çeşitli kitaplarını da bulabilirsiniz.

    Bu kitabı okumuştum ve incelemesini de siteye ekledim diye biliyordum. Sonra Verda (Verda Hanım'ın) kitaptan alıntılar eklemeye başlayınca neler yazdığımı merak edip inceleme yazıma bakmak istedim. Fakat ortada yazı yoktu yani bunu eklemeyi unutmuşum. Verda sayesinde bunu öğrenmiş oldum, ona da buradan teşekkür ediyorum.

    1919 yılında İspanyol gribinin İstanbul halkı üzerindeki etkisini okumak isterseniz Hakk'a Sığındık'a bir şans verin diyebilirim.

    Bu kitabı 15 - 18 Ocak 2020 tarihleri arasında okuyup inceleme yazısı ise 31 Mart 2020 tarihinde 1000Kitap sitesine eklenmiştir.
  • 296 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Olayın Özeti
    Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden birisidir. Bir geçitten çok bir toplantı yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri mahalle imamıdır. Onun kızı, Emine ise babasının istemesine rağmen Kız Tevfik denilen bir halk sanatçısı ile evlenir. Tevfik; orta oyunu, karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. Ayrıca Emine ve Tevfik’le birlikte, sokaktaki İstanbul bakkaliyesini işletmektedir. Bir süre sonra Tevfik ile Emine tartışırlar ve ayrılırlar. Tevfik yaptığı şaklabanlıklar yüzünden sürülür. Ancak Emine hamiledir, Rabia isimli bir kızları dünyaya gelir. Emine’nin Babası Rabia’nın dedesi olan imam ise Rabia’yı biraz büyüyünce hafız yapar. Mahallenin bir de kibar konağı vardır: Selim Paşa Konağı. Bu konak çok güzeldir. Selim Paşanın Hanımı dünyanın tadına varmış, yaşlandıkça ölüm korkularına kapılmıştır. Ve teselliyi nerede bulacağını şaşırmış bir kadındır. Selim Paşa ise Padişahın dostlarından ve Zaptiye Nazırı idi. Oğlu Hilmi ise babasının aksine Jön Türklerle ilgisi olan bir ihtilalcidir. Büyüklük peşinde bir hayal adamı. Konağa giren çıkan pek çoktur. Peregrini adında ki bir İtalyan piyanist Vehbi Dede adında bir Mevlevî bunların başında gelir. Rabia mevlit ve kuran okumaktaki şöhreti ile Selim Paşa konağında durmaya başlar. Peregrini’yi orada tanır. Vehbi dededen musiki dersleri, alır. Rabia biraz büyüdüğünde Hiç görmediği babası Tevfik sürgünden dönmüştür. Rabia annesi ile babası arasında tercih yapmak zorunda kalmış ve Babası Tevfik’i seçmiştir. Bunun üzerine Emine Rabia’ya çok kızmış her namazdan sonra beddua etmeye başlamıştır. Rabia Babasına bakkalda ve karagöz oyunlarında yardım etmekte Mahallenin cücesi olan Rakım Amcası ile beraber hep beraber güzel vakit geçirmektedir. Fakat Tevfik’in kadın kılığına girip Selim Paşanın oğlu Hilmi için Fransa’dan gelen yabancı evrakları feslilerin giremeyeceği Fransız Postanesine gidip alması esnasında yakalanması ile, Tevfik, zaptiye dairesinde “göz patlatan Hakkı” adında ki zorbanın sıkı işkenceleri ile sorguya çekilmiştir. Gene de Hilmi’nin adını vermez sürgüne yollanır. İş anlaşıldığı için Paşanın oğlu Hilmi de Selim Paşanın emri ile sürgüne Şama sürülecektir.
    Tevfik yokken Rabia Rakım Amcanın yardımı ile dükkanı idare eder. Vehbi Dede ve Peregrini de kendisine arkadaşlık ederler. Ama babası sürgüne yollandığından sonra bir daha Selim paşa konağına ayak basmaz. Konakta pek sevdiği bir Cariye vardır: Kanarya Hanım. Çerkez asıllı olan Kanarya Hanım da aslında evlenip çırak çıkmıştır. Rabia, Ramazanlarda camileri gezer mukabele okur ara sıra mevlitlere çağrılır. Şehzade Nihat Efendisinin yalısında da Mevlit okumaya davet edilir. Rabia yalıya gittiğinde iç salonun kapıları açılarak sinekli bakkal mescidinin büyük bir toplantı yeri haline getirildiğini görür. Renkli Papatya başlarına benzeyen yüzlerce başörtülü kadın dinleyicisi vardır. Bu duygulu kalabalığa yanık ve dokunaklı sesi ile mevlit okuduktan sonra salonun sonunda çok güzel bir mermer heykele benzeyen sarışın bir kadın görür. Bu kanarya Hanımdır. İki eski dost çığlık çığlığa birbirlilerinin boynuna atılırlar. Peregrini Rabia’nın okuduğu mevlide hayrandır. Karakterine, olgunluğuna hayrandır. Sonunda, önerisini Vehbi dedeye açar. Onunda uygun bulması üzerine Rabia ile evlenmek için dinini değiştirir. Osman adını alır. Vehbi dede de, onu kızı gibi sevmektedir. İmam da Emine de öldüğünden Osman’la Rabia Evi onarırlar. Dükkanın üstüne yerleşirler. Rabia’nın gebeliği çok sıkıntılı geçer. Sonunda İstanbul’da ilk defa yapılan bir sezeryan ameliyatı ile kurtulur. Bir oğlu olur. Bu mutlu olayı izleyen yıllarda 1908 meşrutiyeti gelir. Sürgünler yerlerine dönerler. Geri dönenler arasında Tevfik de vardır. Rabia, Osman Rakım Amca , Mahallenin Kibar tulumbacısı, Sabit Beyağabey , Bütün sinekli bakkal onu karşılamaya giderler. Vakti ile Padişah haini diye sille tokat İstanbul’dan sürülenlerin hepsi, şimdi birer Hürriyet kahramanı olarak dönmektedir. Tevfik’in bu siyasi görüşlerle ilişiği yoktur. Vapur rıhtımına yanaşıpta sürgünler çıkınca karşılama törenleri başlar. Sabit Beyağabey bir emir verince sinekli bakkal takımı Tevfik’in bile ürkütüp saklanacak yer aratan bir coşku ile gösterilerine başlar. Sinekli bakkal delikanlıları Şişmanca bir adamı omuzlarına alırlar. Vehbi Dede ile Osman Tevfik’in Koluna girer ve ona bir torunu olduğunu haber verirler.
    2. Kişiler (Şahıs Kadrosu)
    a. Asıl Kişiler
    RABİA: Çocukluğu dedesi İmam ve annesi Emine’nin terbiyesinde geçmiştir. Çocukluğunu yaşayamamıştır. Dedesi tarafından sürekli olarak cehennem tasvirleriyle büyütülmüştür; mektebe göndermemiş eğitimini kendisi vermiştir. İstanbul’un en küçük, fakat üslubuyla ve sesiyle en meşhur hafızı olmuştur. On bir-on iki yaşlarında Vehbi Dede’den ders almaya başlar. Alaturka pek çok şarkıyı da güzel bir şekilde söyleyebilmektedir. Babasıyla kalmaya başladıktan sonra ise neşeli ve sanatkâr yönü daha baskın bir şekilde ortaya çıkmıştır; bu kişiliğine de yansımıştır. Emine’nin kızıdır.
    PEREGRİNİ=OSMAN: Peregrini,Garp müziğinin üstadı olan,kulağı çok hassas bir müzik hocası. Dindar bir Katolik; dinin haricinde hiçbir şeye boyun eğmeyen ve eğenleri de anlamayan birisi. Gençlik döneminde ise zevklerin hepsini tatmış olarak,yirmi dört yaşında manastıra çekilir. Buradan usanınca dinini bırakarak tekrar dünya hayatına döner. Daha sonra Osmanlı milliyetine geçer,ismini değiştirir ve müzik hocalığı yapmaya başlar.
    b. Yardımcı Kişiler
    İMAM HACI İLHAMİ EFENDİ: Mahallenin imamı.
    VEHBİ DEDE: Dini, ama bilhassa tasavvufu temsil ediyor. O,romanın hemen hemen her anında karşımıza çözüm olarak çıkıyor. Rabia onun sayesinde yumuşayıp, kendini her yönde geliştirir. Peregrini’nin Osman’a dönmesinde alt yapı olarak onun katkısı çok büyüktür.
    TEVFİK=KIZ TEVFİK: Karagöz ve Ortaoyunu sanatçısı. Rabia’nın babası.
    EMİNE: İmam’ın kızı, Tevfik’in karısı ve Rabia’nın annesi.
    SELİM PAŞA: Hükümdarın Zaptiye Nazırı.
    SABİHA HANIM: Selim Paşa’nın karısı.
    HİLMİ: Selim Paşa ile Sabiha Hanım’ın oğlu. Jön Türk. Genç ve devrimci aydınları temsil ediyor.
    RAKIM AMCA=CÜCE: Tevfik’in oyuncu arkadaşlarından.
    BİLAL: Rumelili Bahçıvan Ramazan Ağa’nın yeğeni.
    TULUMBACI BAŞI SABİT BEYAĞABEY: Mahallenin Tulumbacı başlarından en hatırı sayılırı.
    ÇİNGENE PENBE: Batıl inançları çok olan bir çingene.
    KANARYA: Sabiha Hanım’ın alıp yetiştirdiği bir güzel Çerkes kızı.
    NEJAT BEY: Padişahın yeğeni.
    SAFVET BEY: İkinci Mabeyinci. Hiç evlenmemiş. Yeğenlerini büyütüp, eğitimini sağlamış. İnsanlara iyilik yapan biri.
    DÜRNEV: Selim Paşa’ların gelini
    GALİP: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından.
    ŞEVKİ: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından.
    ZATİ BEY: Dahiliye Nazırı.
    BAYRAM AĞA: Selim Paşa’nın bahçıvanı. Otoriter.
    BEHİRE HANIM: Safvet Bey’in kız kardeşinin kızı.
    ARİF: Safvet Bey’in yetim yeğeni.
    MUAVİN RANA BEY: Selim Paşa’nın yardımcısı.
    GÖZPATLATAN MUZAFFER: Tehlikeli, siyasi sanıkları sorgulamayla memur. Yardımsever, vazifesini yerine getiren bir adam imajı var.
    MİSİS HOPKİNS: Robert Koleji’nin İngilizce hocasının madamı. Kanarya’nın arkadaşı.
    EBE ZEHRA HANIM: Mahallenin ebesi.
    KÂHYA ŞÜKRİYE HANIM: Sabiha Hanım’ın kâhyası. Konaktaki her şeyi hanımına haber veren, kendisine verilen görevleri yapan biri.
    UŞAK ŞEVKET AĞA: Selim Paşa’nın uşağı. On beş yıldır Paşa’ya hizmet ediyor.
    ESKİCİ FEHMİ EFENDİ: Mahallenin muhafazakar kısmını idare ediyor.
    BEKÇİ RAMAZAN AĞA: Sinekli Bakkal bekçisi.
    DOKTOR KASIM: Dahiliyeci. Rabia’nın doktorlarından.
    DOKTOR SALİM: Jinekolog. Rabia’nın doktoru. İlk sezeryan uygulayacağı hastası olduğu için Rabia ile çok ilgilenir.
    İKBAL HANIM: İkinci Mabeyinci Safvet Beyin sütninesi ve yalının hanımı.
    ELENİ: Osman’ın aşçısı.
    BAKKAL MUSTAFA EFENDİ: İstanbul Bakkaliyesi’nin sahibi,Tevfik’in dayısı.
    MİHRİ: Selim Paşa’nın kızı.

    3. Olayın Geçtiği Mekânlar
    a. Mekânlar ve Bu Mekânların Özellikleri
    Mekan bütün olarak İstanbul’dur. Ama romanın esas mekanı Sinekli Bakkal sokağı ve mahallesidir.

    4. Zaman
    II.Abdülhamit zamanında geçiyor.
    a. Kronolojik Zaman
    Ortalama 1870-1908 yılları arasında geçiyor.

    5. Anlatıcının Bakış Açısı
    a. Hakim (ilahî) Bakış Açısı
    Romanda “hakim bakış açısı” vardır. Fakat yazar, anlatımda yazar olduğunu hissettirmemiştir.

    6. Dil ve Anlatım Özellikleri
    a. Anlatım Türleri
    Coşku ve heyecana bağlı anlatım vardır.

    b. Dil ve Üslup özellikleri
    Halide Edip’in hayatını incelediğimizde üslupçu olmadığını görürüz. Cümle yapısı genelde eleştirilmiştir. Kendisiyle yapılan röportajlarda ise yazı yazmayı gaye için değil yazmayı sevdiği için yazmıştır ve pek düzeltme yapmadığını söylemiştir.

    7. Romanın Türü
    a. Sosyal Roman
    Toplumsal sorunlan işleyen romanlar bu gruba girer.
    Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal romanı töre romanıdır. Bu romanda bir dönem Türk toplumunun gelenek görenekleri üzerinde durulmuştur.

    8.Romanın Konu ve Teması
    Konu: İstanbul’un Sinekli Bakkal mahallesinin Sinekli Bakkal sokağında doğup büyüyüp evlenen Rabia adlı bir hafız kızının ve çevresindekilerin hayatıdır.
    Tema: Rabia’nın hayatı ve dönemin şartları, evlilikle sonuçlanan Rabia ile Peregrini ilişkisi ve fakir Sinekli Bakkal mahallesiyle yozlaşmış saray çevresidir.

    C. Yazarın Hayatı, Sanatı ve Eserleri Hakkında Kısa Bilgi
    1882′de İstanbul’da doğdu. 9 Ocak 1964’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1901′de Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde mezun oldu. Öğretmenleri arasında Rıza Tevfik Bölükbaşı ile sonradan evlendiği ve ilk kocası olan Salih Zeki de vardı. İlk yazıları “Halide Salih” takma adıyla Tanin gazetesinde yayınlandı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. Gericilerin tepkisinden çekindiği için 31 Mart Olayı’nda çocuklarıyla birlikte Mısır’a gitti. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra yurda döndü. 1909′dan sonra öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Kadınların toplumsal yaşama katılması ve eğitilmesi için çalışan Teâli-i Nisvan Cemiyeti’ni kurdu. 1912’de kurulan Türk Ocağı’na katıldı. 1919′da Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Aynı yıl İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgal edilmesini protesto için Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı etkili konuşma büyük yankı uyandırdı. Hakkında soruşturma açılınca, 1917′de evlendiği ikinci eşi Adnan Adıvar birlikte Anadolu’ya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Çeşitli cepheleri dolaştı, Mehmetçiklere moral ve destek verdi. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi.

    1917’de Adnan Adıvar ile birlikte yurtdışına çıktı. Fransa ve İngiltere’de yaşadı. Amerika’da Columbia Üniversitesi, Hindistan’da Delhi İslam Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak dersler verdi. 1939’da Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi Kürsüsü Başkanı oldu. 1950’de milletvekili seçildi. 4 yıl sonra tekrar üniversiteye döndü. Ölümüne kadar kürsü başkanlığı görevini sürdürdü. 1910′da yayınlanan ilk romanı “Seviye Talip” ile 1911′de yayınlanan ilk öykü kitabı “Harap Mabetler” edebiyat çevrelerinde ilgiyle karşılandı. Romanlarının kadınları, Batılı bir anlayışla idealize edilmiş, güçlü ve kültürlü kadınlardı. Kahramanlarının kişiliklerine, ruh yapılarına ve davranışlarına önem vererek bu özelliğiyle Türk romanında yeni bir adım attı. Kurtuluş Savaşı döneminde ulusçu, milli duyguları öne çıkaran roman veöyküler kaleme aldı. “Yeni Turan”, “”Ateşten Gömlek” ve “Vurun *****ye” bu dönemin eserleridir. En tanınmış romanı “Sinekli Bakkal” yazarlığında olgunluk dönemini gösterir. Bu romanda Sinekli Bakkal mahallesinde yaşayan insanlar, aydınlar ve saray çevresi gibi 2′nci Abdülhamit döneminin farklı toplum kesimleri canlandırılır. Bu romanın yazıldığı yıllarda Türkiye bağımsız ve Batı yanlısı bir ülke olmayı tercih etmişti. Bir yandan da Tanzimattan beri süren Batı-Doğu çatışmasından kurtulamamıştı. Halide Edip, “Sinekli Bakkal”da Doğu’nun değerlerini bulup çıkarmak, Batı’nın karşısına koymak amacındadır. Roman “roman yanıyla zayıf olmakla” eleştirildi. Halide Edip’in ingilizce yazılmış incelemeleri de var.
  • Günümüzde 31 Mart Olayı, yıldönümlerinde tipik bir gericilik olayı olarak anılır. Menemen Olayı, Sivas Olayı gibi. 31 Mart Olayı’nın gerici bir olay olduğu kuşkusuzdur, isyancıların “Şeriat isteriz” diye bağırmaları, bir ortaçağ hukuk düzeninden yana olmaları, başlı başına bir gericilikti. Yalnız şunu belirtelim, şeriatın en önemli hükümleri - kişilik, miras, evlenme, borçlar hukuku gibi hükümler - zaten yürürlükteydi ve 1926’ya değin yürürlükte kalacaktı.
  • Enver Paşa'nın yaşam öyküsüne bakacak olursak:
    - Bayındırlık teknisyeni Ahmet Bey'in oğlu.
    İlk öğrenim ine İstanbul'da başladı, manastır'da bitirdi.- 1894 Manastır Askerî Rüşdiyesini- 1897 Soğukçeşrrie Askerî ldâdisini- 1899 Harp Okulu'nu- 1902 Harp Akademisi'ni bitirdi ve M akedonya'da III. Ordu'ya atandı.- 1905'te Kolağası- 1906'da Binbaşı,
    1906 Mayıs'ında gizli bir cemiyet olan “Vatan ve Hür- riyet”e katıldı.- 1907'de Terakki ve Ittihad Cemiyeti'ne katıldı.- 1908'in 10 Tem m uz'unda tek başına M akedonya'nın Köprülü kazasında Meşrutiyet'i ilan etti.- 1909 Berlin Ateşemiliteri oldu.- 13 Nisan 1909'da Yeşilköy'de Hareket O rdusu'na ka­tıldı. (31 Mart olayı)- İtalyan'lar Trablusgarb'a saldınnca, tşkodra yolu ile Bingazi'ye gitti.- 1912'de Yarbay oldu.- Balkan Harbi çıkınca Türkiye'ye döndü.- 1913 23 Ocak'ında Kâmil Paşa istifa ettirildi, yerine İt­tihatçı Mahmud Şevket Paşa getirildi.- 1913 23 Tem m uz'unda Edirne'yi kurtardı.(Balkan müttefikler aralannda anlaşamayınca Çatalca'dan hareketle Edirne'yi kurtaran Türk ordusunun başında Enver Paşa da vardı)- 1914 Ocak ayında Harbiye Nazın oldu.(Sait Halim Paşa Kabinesi'nde, Ahmet İzzet Paşa yerine)(M ektuplarda bununla ilgili bölüm ler var. A.l.)- 1914 Mart'ında Naciye Sultan ile evlendi.- Osmanlı İmparatorluğu'nu Birinci Dünya Savaşı'na soktu.- Savaş kaybedilince, İstanbul'dan kaçarak önce O desa'- ya, sonra Berlin'e, oradan da Moskova'ya gitti.- Turan ülkesi hayalini gerçekleştirmek, Orta Asya ve Anadolu Türklerini içine alan bir im paratorluk kurm ak için (Bolşevikler, Anadolu Kuva-yı Millîyecileri, Türkistan Beyleri) ile işbirliği yapm aya çalıştı.- Millî M ücadele'ye katılmak için devamlı başvurdu ama Mustafa Kemâl reddetti.- Moskova'da Rus yöneticileriyle yaptığı görüşm elerden Kafkasya'ya yığdığı ordunun dağılması üzerine olumlu sonuç çıkmadı.
    Divan-ı Harpte (diğer ittihatçılar ile beraber) gıyaben yargılandı ve Birinci Feriklik rütbesi geri alındığı gibi, askerlik­ten tard edilerek, bir yıl sürgün ve m edenî haklardan mahrum i­yet cezasına çarptırıldı.- 13 Ocak 1919'da bu hüküm V ahdeddin tarafından onaylandı.- 1920 Eylül'ünde Bakü'de toplanan Doğu Milletler Ku- rultayı'na katıldı.- Batum'da Türkiye Şûraları Partisi'ni kurdu.- 1921 Mart'ında Talat Paşa'nın öldürülm esinden sonra, yeniden Moskova'ya giderek, Lenin ile görüştü. Bakü'de ikinci bir Islâm Kongresi toplamak için Sovyet Lideri ile anlaştı.- Batum Bakü yolu üzerinden Türkistan'da Aşkâbâd'a geldiğinde bölgede M oğolistan'dan Gürcistan'a kadar bağım­sızlık hareketleri yaygınlaşmış ve yoğunlaşmıştı. Halk kendisini “Yaşa Enver Paşa, Yaşasın Turan, Yaşasın din-i Muhammedi" diye karşıladılar.- Hazırlık yapm adan kendisini destekleyen Türk Beyle­rinin kuvvetlerini toplayarak, kendi kuvvetlerine kattı. Düşen- be'yi aldı.- Moskova'ya bir nota vererek, kurduğu devletin tanın­masını, Kızılordu birliklerinin H orasan ve Buhara'dan çekilme­sini istedi.- Sonunda Kızılordu birlikleri Enver Paşa'ya karşı saldı- nya geçerek, 30.000 kişilik dağınık kuvvetlerini bozguna uğrat­tılar.- Enver Paşa Avrupa'ya dönmeye karar verdi. Ancak Ta­cikistan'da Belcivan yakınlannda Türkm en Beylerinden Çeçen Bey ile birlikte bir Bolşevik asker koluyla savaşırken öldürüldü. (Şevket Süreyya Aydemir “Enver Paşa” kitabında ölüm tarihi için 4 Ağustos 1922 diyor. A.I.) Mezarı Çegan köyünde idi. 1996 yılında Türkiye'ye getirildi.
  • 208 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Kitapta Mustafa Kemal Atatürk, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Cengiz Han, Adolf Hitler, Abraham Lincoln gibi tarihte iyi veya kötü iz bırakan bir çok liderden bahsedilmiş.

    Kitabın genelini faydalı bulmakla birlikte tek eksiklik olarak sayfa 57’ deki İttihat-31 Mart olayı bağdaştırmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Hatta düşünüyorum değil düpe düz yanlış zaten. Bunun dışında okunabilir.