Müzik yapmak, bu gürültü çağında birdenbire yepyeni bir anlam kazanmıştı. Sizi dünyanın sahibi yapıyordu. Modern hayatın rastgele kakofonisi içinde müzik yapabilmek, gürültüden bir anlam çıkarabilmek, sizi bir süreliğine bir çeşit tanrı yapıyordu. Bir yaratıcı. Düzen sağlayıcı. Avucunu.
"Biz o kadar uzak olduğunu zannederken, geçmişin bu kadar yakında olması ne tuhaf. Bir cümleden fırlayıp sizi çağırıvermesi tuhaf. Her bir nesne ve sözcüğün, içinde bir hayalet barındırabilmesi tuhaf."
"Keşke zamanı durdurmanın bir yolunu bulabilseydik," dedi kocası. "Üstünde çalışmamış gereken şey bu. Hani bir mutluluk anı gelip geçerken, ağımızı üstüne atıp bir kelebek gibi yakalayabilsek, o an sonsuza kadar bizimle kalsa."