bana elzem bir gülümseyiş ver,
öylesine uzak bir memleketten.
gözümün sönmüş feri oluver,
gün solsun, ışık bitsin, süzül pencereden.
bir dayanak ol bana, bir sığınak;
akıp giden yalan hayata karşı.
şimdi ben burada bütün insanlığımla,
bağırıp duruyorum zamanın tortusunu.
duyuyorum,
yalnız ben duyuyorum
sesimin yankısını.
son bir kuvvet bulacağım kendimde son bir güç
gerip bacaklarımı uçurumdan bir ki üç
ilk göle atlar gibi devrilir gibi kara
ağzım dopdolu şiir yüreğimde bir yara
sinmiş kokularından yunup beşeriyetin
göğsü ufka uzanmış alnı tunç yüzü metin
sökülmez boyasıyla Hak Tâlânın müzeyyen
söz etmiş bir şairi öldürmez öldürmeyen
ilk göle atlar gibi iğde kokan bir göle
yaşamaktan ne varsa gelsin benimle bile
kalbime değen her şey pençe pençe kök kök
tansık yağmur rahim toprak babaç gök
aynada görünmeyen ışık değmeyen yanım
akar dere durgun su ağıp topladıklarım
ilk göle koşar gibi soluğumu duyarak
bir hayırlı gidiş ve behemehâl sağ ayak
ürkermiş gibi dünya fısıltıyla yürüsem
gülsem ilk yaşım gibi kendi kendime desem:
bugün artık âzadsın kalbin her lekesinden
tek iyiler tard olmaz çocukluk ülkesinden