sana ulaşmak için yürümem gerekirse
sekiz yüz yirmi altı saat kalır
kötü günlerde düşünüyorum bunu
tüm uçaklar iptal olsa
kıyamet kopsa ne yaparım
düşünecek çok vakit var
kullanılmak isteyen bir o kadar boş alan
ama kullanmaya değecek samimi hisler yok
bir istasyonda sıkışıp kalmış gibi
isminin yazılı olduğu treni
beklemek beklemek ve beklemek
bu kıyıya ay doğduğunda
sende ise güneş arsızca parladığında
gökyüzümüz bile aynı değil diye mahvoluyorum
uzun zamandır birlikteyiz ama
gerçekten beraber olmuş sayılmayız
tenime kazınacak kadar
dokunuşunu hissetmediysem üzerimde
seninle kalmayı deniyorum
ama vasat geliyor
en iyisi bile
yanımda yokken sen
ne var aranda günebakanlarla diye soruyor bana
dışarıdaki sapsarı tarlayı gösteriyorum
güneşe tapınıyor günebakanlar
o geldiğinde uyanıyorlar yalnızca
ve gittiğinde güneş
yas tutar gibi eğiyorlar başlarını
çiçekleri canlandırıyor işte güneş
senin bana yaptığın da bu