"Belki de bazı insanlar için doğru zaman hiç gelmez, çünkü onlar zaten hep birbirlerinin evidir..."
Bu sıralar Bookstagram'da karşıma o kadar sık çıkıyordu ki sonunda merakıma yenik düştüm ve okumaya karar verdim. Açıkçası sahte sevgililik hikâyelerine biraz ara vermem gerektiğini düşünüyordum ama bu kitap beni hazırlıksız yakaladı.
Dani ve Alec'in hikâyesi bir aşk hikâyesinden önce bir özlem hikâyesi aslında. Her yaz birbirini bekleyen iki çocuk, tek bir yanlış anlaşılma yüzünden yıllarca ayrı kalıyor. Aradan geçen zaman onları değiştiriyor, yaralıyor ve bambaşka insanlara dönüştürüyor. Ama bazı bağlar vardır; yıllar, mesafeler ve kırgınlıklar bile koparamaz...
Kitap boyunca en sevdiğim şey, Dani ve Alec'in birbirlerini yeniden tanıma sürecini okumaktı. Çocukken tanıdığın biriyle yıllar sonra karşılaşmak ve onun hâlâ seni herkesten iyi anlayan kişi olduğunu fark etmek... Yazar bu hissi çok güzel vermiş.
Dani'nin yaşadığı anksiyete, kendini yetersiz hissetmesi ve sürekli yeni başlangıçlar yapmak zorunda kalmasının onda bıraktığı izler oldukça gerçekçiydi. Alec ise dışarıdan bakıldığında her şeye sahip gibi görünse de kendi baskıları ve korkularıyla mücadele ediyordu.
Ve sonra sahte sevgililik anlaşması devreye giriyor... Hepimizin sonunu tahmin ettiği o hikâye. Ama mesele sonunu bilmek değil, o yolda karakterlerle birlikte yürümekmiş. Çünkü aralarındaki çekim, yıllara yayılan özlem ve bir türlü söylenemeyen duygular sayfaları çevirmemi sağladı.
Bir de o hastane sahneleri vardı ki... Kalbime sessizce yerleşip çıkmayı reddeden türden. Karakterlerin birbirlerine duydukları sevgiyi en saf haliyle hissettiğim anlar onlardı.
Eğer çocukluk arkadaşlığı, ikinci şans aşkı, sahte sevgililik, kasaba atmosferi ve yaz filmi hissi veren kitapları seviyorsanız bu kitap tam size göre