K491

K491
Paylaşımlarımı lütfen okuyarak beğenin ve yorum yapın.
İktisadî ve İdarî Bilimler
1193 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Türkler hoşgörüye dayalı İslamı benimsediler
İran ile Türkiye arasındaki dinsel etki farkının bir nedenini de İlber Ortaylı vurguluyor: Çağdaşlaşma eğitime yansıdıkça, Tür­kiye'de "medrese çevresi ve ilmiyye sınıfı" bunun dışında kaldı ve toplum yaşamındaki eski egemen rolünü yitirmeye başladı. Oysa İran'da "ruhban sınıfı", çağdaş eğitimi de alarak yerini ko­ruyabildi ve Şah'ın devrilmesinin ardından yönetime tamamen egemen olması zor olmadı. Türkler Anadolu'ya yerleşirlerken, kendilerinden önce bu topraklarda yaşayan insanlar ve kültür­lerle yeni bir sentez oluşturdular. Eski kültürlerinde bulunan de­mokratik öğelerin de yardımı ile farklı olana hoşgörü ile bakma­sını öğrendiler. Arap ve İran kökenli tarikatlar "Allah korkusu"na dayanırken, Anadolu tarikatları "Allah sevgisi" üzerine ku­ruldu. Mevlevilik, Bektaşilik, Babailik bunun somut örnekleriyle doludur. Aynı kökenden gelen Anadolu Alevileri ile Orta Doğu Şiileri arasındaki ayrım ise çarpıcı ve düşündürücüdür. Mustafa Kemal, işte bu "farklı oluşum"un kaynaklarını değerlendirerek, laikliği de içeren "aydınlanma devrimi"ni gerçekleştirdi. Bu kül­türel ve toplumsal kalıt olmasaydı, İslam ülkelerinin bugün bile gerçekleştirmeye cesaret edemedikleri bir devrim, herhalde çok daha zor olurdu.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İlahiyatçı Prof. Neşet Çağatay, "Türk ulusu, Büyük Selçuklulardan 1050'li yıllardan beri, İslam hukukunun yani şe­riatın onda birini bile uygulamamıştır." diyor. Ve ekliyor: "Şeriat, toplumun uyacağı 'yaşam kurallarının hepsidir. Bu kuralların bin­de biri Kuran'da vardır. Kuran'da yer almayan öteki şeriat kural­ları, Tanrı buyruğu değil, insanların sözleridir. Bu kurallar, İmam Şafii'nin dediği gibi, zamanın değişimi ile değişip durmuşlardır."
Türklerde kadının yeri
Türkler arasında yaygın olan Şamanizm dini de, örneğin İslam öncesi İranlıların dini olan Zerdüşt ile karşılaştırıldığında, çok daha hoşgörülüydü. Şamanizm kadını "kutsal" sayarken, Zerdüştler kadını şeytanın yansıması gibi görüyorlardı, İslam öncesi Araplarda kadının bir deve kadar bile değeri yokken, Türk kadını erkeğe eşitti. "Emirname"ler Hakan ve Hatun tarafından imzalanmadan yürürlüğe giremiyordu. Kadınlar elçi, kale mu­hafızı ve hatta devlet başkanı olabiliyordu. (Bu konuda geniş bilgi için, Bkz. Ahmet Taner Kışlalı, Siyaset Bilimi, "İslam'da ve Türklerde Kadın" bölümü) Türkler İslam dinini kabul ettikten sonra da, bu farklılık devam etti. Örneğin Türkistan'da Peygam­ber'den sonra en yüce insan sayılan Ahmet Yesevi (1093- 1166) "cemiyette ve dergahta kadın ve erkek birlikteliği"ni savunuyor­du. Timurlenk'in 1404 yılında Semerkant'ta verdiği bir ziyafete, erkeklerin yanı sıra kadınların da katıldığı, Kastilya Elçisi Klavi­ya 'nın anılarında yazılıdır. Türklerde kadının örtünmesi olayı ise, Fatih döneminden sonra Bizans'ın etkisiyle başladı. Çok kadınla evlilik ve "harem" gibi uygulamalar da, daha çok saray ve saray çevrelerinde yerleşti.
Şerif Mardin'in de vurguladığı gibi; demokrasi, yönetenlerle yönetilenler arasında bir köprü anlamı da taşır. Oysa bugün, İslam dinine dayalı olmak savındaki devlet biçimlerinden hiçbirin­de bu köprü kurulabilmiş değil. Ama iletişim örgüsünün ulusal sınırlan aştığı çağımızda, "insan hakları" gibi konuları toplum­ların gündeminden "sonsuza dek" çıkarmanın olanaksızlığı orta­da. İslam ile demokrasinin bağdaşmayacağı savının yanlışlığını Kemalist Türkiye kanıtladı.
Şeriat ülkelerinde demokrasi olur mu?
Ce­zayir İslami Selamet Cephesi'nin bir yetkilisi, açıkça "Demok­rasi dinsizliktir" diyebiliyor. Bir din devletinde, değişmez "tek doğru" söz konusudur. Dolayısıyla düşünce özgürlüğüne ve de­mokrasiye, yer olmaması doğaldır. Hatta aynı din içindeki farklı "yorum"lara bile, genellikle pek hoşgörü gösterilmez. Öyleyse laiklik; demokrasinin ve farklı inançta olanların barış içinde bir arada yaşayabilmesinin ön koşuludur. Bugün Hindistan' da çok sayıda din, 24 ayrı dil ve 500'den fazla da lehçe var. Hintli uz­manlar, bu kadar farklılığın yan yana yaşadığı bir toplumda, laik devlet yapısının bir "çimento" işlevi gördüğünü savunuyorlar.