Osmanlı devlet ve toplum yaşamında da, dinsel kurallardan çok siyasal iktidar tarafından konulan kurallar geçerliydi. Ünlü "Kanunname"nin yapımcısı Fatih Sultan Mehmet'ten, "Kanuni" adıyla tanınan Sultan Süleyman'a kadar, birçok Osmanlı padişahı gerçek bir yasa koyucuydu. Osmanlı padişahları Hac'ca gitmezlerdi. Devlet ve toprak düzenini belirleyen yasalar dinsel hukukla uyum içinde değildi. Şeyhülislamlar 16. yüzyıla gelinceye kadar devlet işlerine ve "örfi hukuk" alanına karışmazlardı. Yunanistan' dan heykel getirildiği, Gentile Bellini gibi ressamların padişahlarca korunduğu dönemler vardı.
Osmanlı Devleti, din ve devlet işlerinde ayrımı, daha başından beri yapısal olarak somutlaştırmıştı. Sadrazam devlet işlerine, Şeyhülislam ise din işlerine bakardı. "Şeriat" hükümlerinden birçoğu ise, Osmanlı yönetimlerince hemen hiçbir zaman geçerli olmadı. Hırsızın kolu kesilmedi; "zina" yapan kadın taşlanarak öldürülmedi; alkollü içki içene sopa cezası -Dördüncü Murat dönemi dışında uygulanmadı; faiz yasaklanmadı. Hatta bazı Osmanlı padişahları, yayınladıkları fermanlarla, o yılki faizin yüzde kaç olacağını bizzat hesapladılar. (Örneğin Birinci Ahmet, 1609 yılında faiz oranını % 15 olarak ilan etmişti.)
Gerilemeyi durdurmak isteyen Osmanlı devleti, çağdaşlaşma atılımlarına, askeri okullarla birlikte hukuk alanında başladı. 1850 yılında yürürlüğe giren ticaret yasası ile ticaret davalarında din ve mezhep ayrımı ortadan kalkıyor ve faiz adı konularak kabul ediliyordu. Bir yıl sonra da, yeni ceza yasası ile mezhep ve din farkı gözetilmeksizin, bütün Osmanlı uyruklarına uygulanacak hükümler yürürlüğe girdi. 1871 ve 1 878'de yapılan düzenlemelerle, Müslüman olmayan halk yerel yönetimlere katılma hakkı kazandı. 1839 Tanzimat Fermanı ile başlayan laikliğe doğru yöneliş,