K491

K491
Paylaşımlarımı lütfen okuyarak beğenin ve yorum yapın.
İktisadî ve İdarî Bilimler
1198 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Siyasi Partiler Kanununun 101/b maddesi gereğince, 'parti genel başkanı veya genel başkan yardımcısı veya genel sekreteri'nin, anılan kanunun dördüncü kısmında yer alan hü­kümlere, bu meyanda laiklik ilkesine aykırı olarak sözlü veya yazılı beyanda bulunması halinde Anayasa Mahkemesi'nce o siyasi partinin kapatılmasına karar verilir. Dördüncü kısmında yer alan hükümler arasında, suç teş­kil eden eylemler olduğu gibi, suç olmayan eylemler de vardır. Mesela laikliğe aykırı şekilde propaganda yapmak, TCK'nın 163. maddesi kaldırıldığı için suç değildir, ancak parti kapatma nedenidir. Anayasamızın 83. maddesi gereğince, yasama dokunul­mazlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin şahsi sorumlu­luğuna ilişkindir. Başsavcılığımız Refah Partisi Genel Başkanı­nın şahsen sorumlu tutulmasını istememekte, Refah Parti­si'nin kapatılmasını istemektedir. Cezaların nelerden ibaret olduğu TCK'nın 11. maddesin­de sayılmıştır. Parti kapatma, ceza değil, bir tedbirdir. Millet­vekili olsun veya olmasın, parti genel başkanları, genel baş­kan yardımcıları ve genel sekreterlerinin sözlü veya yazılı olarak laiklik ilkesine aykırı beyanları parti kapatma nedenidir ve bu beyanlar yasama dokunulmazlığı kapsamında değildir. Anayasa Mahkememizin bugüne kadarki uygulamaları da bu yoldadır.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Batıda faşist ve totaliter partilerin iktidara tırmanışını gerekli kılan ortam ve koşullar, yarım yüzyıl sonra farklı etmenler sonucu başka coğrafi ortam ve koşullarda belirmeye başlamış bulunuyor. Burada ana sorun, din özgürlüğünü kötüye kullanarak 'özel'den 'ka­musal'a, 'sosyal alan'dan 'siyasi alana' taşınmasından kaynaklanı­yor. Hoşgörü, hoşgörülmezi hoşgörmek değildir. Eğer hoşgörülmez olan bugün hoşgörülürse, yarın hoşgören bile hoşgörülmeyebilir."
İbrahim Ö. Kabaoğlu, Cumhuriyet gazetesi, 25.06.1997.·Kitabı okudu
"Şeriatçı basınımıza göre, Türk Silahlı Kuvvetleri, sanki işgal ordusu. Genel olarak tüm Silahlı Kuvvetler'den söz etmiyorlar ama, tek tek isimlere öylesine çamur atıyorlar ki; sonunda yıpratılmak is­tenen, gene Silahlı Kuvvetler'in tümü oluyor. En büyük eleştirileri ise Silahlı Kuvvetler'in tutumunun, 'milli iradeye' ortak çıkması. REFAHYOL'u sona erdiren '28 Şubat mü­dahalesini' antidemokratik bir davranış olarak değerlendiriyorlar. Acaba kendileri pek mi demokratik? Refah Partili önde gelen pek çok siyaset adamı, gerine gerine 'Ben demokrat değilim' diye nutuk atar. Sonra da demokrasiden dem vururlar. Bunlar arasında çok akıllı ve bilgili gördüğüm Dilipak bile, 'Sizin demokrasinizden bana ne? Ben demokrat falan değilim, ben Müslümanım...' diye ko­nuşur çoğu kez. Bunun şahidi benim. Görebildiğim kadarıyla Refah kendini 'dişlerini gösterme' konu­sunda yeterince güçlü görüyor. Gene kendi deyimiyle 'Güneydo­ğu'da 3-5 bin PKK'lıyla baş edemeyen' Silahlı Kuvvetler'in, Refah'ın milyonlarca yandaşına karşı bir tutum içine giremeyeceğini sanı­yorlar. Çok yanılırlar. Laik cumhuriyet ve ülke bütünlüğü söz konusu olduğuna. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin göze alamayacağı hiçbir risk yoktur. Bu ülkede çıkabilecek bir kardeş kavgası, akla gelebilecek en kötü şeydir. Allah hepimizi korusun. Ve görebildiğim kadarıyla Silahlı Kuvvetler, bu konuda özen içindedir. Ancak bu özeni yanlış yorum­lamamak, hele hele 'ürkme' olarak değerlendirmemek gerekir. Oyu­nun kuralları bellidir. Türkiye, 'halk egemenliğine dayanan laik ve çağdaş bir cumhuriyettir' ve bu 'felsefeyi' hiçbir güç değiştiremez. Demokraside demokrasiyi yok etme özgürlüğü yoktur. Demokrat olmadığını ilan edenlerin de 'sadece kendileri için' demokrasi talep etmeleri yüzsüzlüktür. Hiç kimse ateşle oynamasın.
Prof. Dr. Toktamış Ateş'in 19.07.1997·Kitabı okudu
"Demokrasinin kuralları içindeler' diye, demokrasiyi yok etme arzu ve niyeti içinde olanlara göz yummak, demokratlık değil, 'bu­dalalıktır' ve aymazlık içinde olmanın en açık bir görüntüsüdür. Bir ülkenin düzenini belirleyenler, bir devletin kuruluş felsefesi­ni ortaya koyanlar; o ülkeyi, o devleti 'kuranlardır.' Bunların yaptık­ları, bir anlamda, 'oyunun kurallarını' belirlemektir. Ve kurallar bir kez belirlendikten sonra, hiçbir biçimde değiştirilmez. Bunu bir azınlık da değiştiremez, bir çoğunluk da değiştiremez. Türkiye Cumhuriyeti, 'halk egemenliğine dayanan, laik ve çağ­daş bir cumhuriyettir' ve 'Misak-ı Milli sınırları içinde bağımsız üni­ter bir devlettir.' Bunlar Türkiye'nin 'kuruluş felsefesi' ve ideolojisini belirler. Bunu hiç kimse değiştiremez. Ve Türkiye'nin 'sahipleri' bu 'felsefeye' inanan ve onu canı pa­hasına savunma kararı içinde olanlardır."
Prof. Dr. Toktamış Ateş, Cumhuriyet gazetesi, 10.07.1997.·Kitabı okudu
Prof. Dr. İlhan Arsel
Refah Partisi'nin kapatılması için Başsavcılığımızca dava açıl­masından sonra konuyu değerlendiren yazarlardan Prof. Dr. İhsan Arsel: "Demokraside parti kapatılamaz diye bir kural yoktur. Çünkü demokrasi denen şey, herkesin bildiği gibi, bir özgürlük rejimidir ve özgürlükleri yok etmeyi amaç edinen bir parti kesinlikle kapatılır. Eğer siyasal bir parti, inanç bağnazlığına bayrak açmış olarak te­mel özgürlüklere göz dikmişse, örneğin şeriat heveslisi olarak laik cumhuriyeti yıkmak niyetinde ise kapatılır. 'Cihad' sözcüğünün kay­pak anlamlarından yararlanarak kendisini 'İslami Cihad Ordusu' olarak ilan etmiş ise kapatılır. Dini politikaya araç edenlere, örne­ğin, 'biz şeriat hukukuna bağlıyız ve iktidara geldiğimiz zaman bu hukuku uygulayacağız' biçiminde laf edenlere ya da bu siyaseti gerçekleştirme uğruna 'kan dökülecektir' diyerek bu politikanın tak­tiğini çizenlere kanat açmış bir parti kapatılır; seçmenlerin yüzde 21 in değil de yüzde 99'unun oylarına konmuş olsa dahi, mutlaka kapatılır. Bu nedenle Refah Partisi liderinin yaptığı gibi; 'Demokrasiler­de parti kapatılamaz: parti kapatmak ilkelliktir' demek ve halkoyla­masıyla iktidar olup laik cumhuriyeti yıkmayı umut etmek, demokra­sinin sayı hesabına değil, fakat 'insana saygı' esasına dayalı bir ya­şam tarzı olduğunu bilmezlikten gelmek demektir. Söylemeye ge­rek yoktur ki, 'ilkellik' bu tür partileri kapatmak değil, fakat bu parti­lerin boyunduruğu altında yaşamaktır. Demokrasi demek, halkın her şeyi, her istediğini yapabilmesi, kaprislerini dile getirmesi, insanın 'doğal' hak ve özgürlüklerini yok edebilmesi değil, fakat kişi özgürlüklerinin güvenliğe bağlanmış olarak var bulunmasıdır. Kişi özgürlüklerini hi­çe sayan bir toplumda velev ki halk yüzde doksan dokuz çoğunlukla karar versin, 'demokrasi' diye bir
Cumhuriyet, 27.06.1997·Kitabı okudu