İkinci Dünya Savaşı öncesi olayları göstermiştir ki, faşist karakterli partiler, liberalizmin geleneksel özgürlük anlayışından yararlanarak, planlı saldı rılarla demokratik kurumları sistemli bir şekilde tahrip etmiş ve demokrasiyi yıkmışlardır.
Kaynağını ve gücünü, toplumun ilerlemesine karşı direnen hakim sınıflarda bulan bu saldırıların ceza kanunlarıyla önlenemeyeceği bütün bu tecrübeler sonucunda anlaşılmıştır. Liberal anlayış, devlet düzeninin ancak bireysel bir eylemle tehlikeye düşürülebileceğini tasawur etmiş ve bu eylemlerle mücadele için ceza kanunlarını yeterli saymıştır. Ceza kanunlarındaki devlet aleyhine işlenen cürümlerle ilgili bölümler bu görüşün eseridir. Bir siyasi grubun demokratik düzeni yıkma faaliyetinde ise durum değişiktir. Bu faaliyetler sonucunda düzen yıkıldıktan sonra artık cezalandırma imkanı kalmamaktadır.
Bütün bu gerçekler karşısında bazı ülkelerde, "Klasik-liberal demokraside eski tevekkülü terk eden bir dönüş olmuş ve Loewenstein'ın da 'ateşe ateşle mukabele' şeklinde ifade ettiği üzere demokraside mücadeleci bir eğilim başgöstermiştir."