4’e özlem
Ne kadar istemiştim Nelerden vazgeçmiştim Bir şey olmak için Hayatında senin Sen giderken ben Işıkları söndürdüm Prangalar giyindim Tam dört yıl olmuş dün
İYİLEŞME YOLUNDA TEŞEKKÜR ETMEYİ UNUTTUĞUMUZ HİKAYEMİZİN KÖTÜ KAHRAMANLARINA Teşekkür ve minnettarlığı her zaman en iyi anne ve babalara, en iyi ve bizi en çok seven partnerlere sunduk… Onlardan her masada gururlar bahsettik; sevildiğimizi, olduğumuz gibi kabul edildiğimizi, değerli olduğumuzu masadaki herkes bilsin istedik. Peki ya bizi dönüştürecek kadar incitenleri anlatmamakta neden ısrar ettik? Onlar, asla affedemediğimiz anne babalarımız ve sevgiye ikna etmeye çalıştığımız partnerlerimiz… Masadan kalktıktan sonra arkamızdan söylenecek sözlere katlanmak mı olacaktı, yoksa hikayemizde hâlen var olduklarını kendimize itiraf etmek mi? Hikayemiz biraz da onların yarattığı kırıkların toplamı değil miydi zaten? Biz o kırıklardan sonraki kişi değil miydik? Onlardan önce, herkes gibi olan bizler incinerek şekillenmemiş miydik? Mutsuz sonla biten ya da yarım kalan her hikayeyi kötü kabul etmeyi kim öğretmişti ki bize? Kalbimi en çok kıran erkekler, bana incinerek büyüyebileceğimi öğretmemiş miydi? Beni her saniye mutlu eden adamlara minnettardım; bana besledikleri sevgiye, sundukları güvene… Ama onlarlayken hep bendim. Birkaç sene sonra da birkaç ay sonra da hayatlarındaki o ilk günkü sevilen, kabul edilen kadın… Her gün birbirinin aynısı, sonsuz mutluluk vaadiyle dolu ilişkiler… Onları ve onlarlayken kendimi sevmiştim, ama büyümemiştim. İkili ilişkilerde büyümek ve dönüşmek, mutluluktan daha mı önemli, hâlâ bilmiyorum. Yaşadığımız ilişkilerin ve hayatımıza aldığımız partnerlerin kötü kapanışlarını anarken, iyi günlere de haksızlık etmiyor muyduk? İlk aşkımın trajikomik kapanışını her seferinde hatırlayıp, mutfağın yanından dahi geçmeyen bir kadın olmama rağmen, doğum gününde sabah 4’e kadar ona heyecanla hazırladığım pastayı yapan kadının mutluluğunu rafa mı
Duygu ve Düşünce
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Alıntılardan Seçmeler _Yüzyılın en korkunç despotu II. Abdülhamid, çağ dışı imparatorluğun sultanıdır. Bu despot, bütün tebaası üzerinde yaşam ve ölüm yetkisini tek başına elinde tutmakta, zindanlarda Türk aydınlarını boğdurtmakta, bir kısım azınlıklarla birlikte kendi öz oğullarını da acımadan öldürmekte, hareminde de binlerce kadını kendi keyfi için tutmaktaydı.1908'de oğullar zalim babaya karşı bir olup ayaklandılar. Genç Türkler sultanı tahttan indirerek ulusal bir toplum düzeni kurdular. Osmanlı İmparatorluğu'nda sanatların ve düşüncenin bir anda yeşerip geliştiği gözlendi. “İlkel Atanın Devrilişi” Sigmund Freud _Yağmurlu bir pazar günü öğleden sonra ne yapacaklarını bilmeyen milyonlar, bir de ölümsüzlük isterler. Susan Ertz _Bilgi, karşımızdaki kişinin tepkilerinin esas nedenini görmemizi sağlar. Kızgın görünen birinin, derinde yatan başka sebepler yüzünden öyle olduğu bilinirse, o kişinin artık kızgın değil, acı çeken biri olduğu anlaşılır. _Düşünceyi felce uğratmanın yolu: Önce acı bir haber, ardından komik, bir magazin, bir kaza haberiyle zihin felce uğratılır. Yapboz parçaları arasında kaybolup, her şeye karşı sığ ve kayıtsız olur. (Bilimsel olarak da, sık frekans değişimleri sersemliğe neden olur.) Erich Fromm _Ölünce ne diyecekler? Muhtemelen. Ölüm sana yakışmadı. Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler. Üzülüyorsun, takma diyorlar. Kızıyorsun, değmez diyorlar. Boş veriyorsun gamsız diyorlar. Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar. Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar. Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar. Bağırıyorsun, sakin ol diyorlar. Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz diyorlar. Müşfik Kenter _Ahlak, gönülden gelmeli. Tao _Ahlak, ilkelere bağlı olmalı. Kant _Ahlak, gönülden gelerek ilkelere bağlı olmalıdır.
Hayat