Meşrutiyetten sonra Selanik'te mason olan Jön Türkler, Hareket Ordusu ile İstanbul'a gelerek iktidarı ele alınca, Türkiye'de Masonluk için yeni bir dönem başladı. Mason geleneklerine aykırı olarak önce, İstanbul'da bir yüksek şura kuruldu. Bunun başında liva kumandanı Mısırlı Prens Aziz Hasan Paşa bulunuyordu. Daha sonra yine geleneğe aykırı olarak, bu yüksek şuranın koruyuculuğu altında Türkiye maşrıkıazamı (Büyük loca) kuruldu (25 Haziran 1909).
İstanbul'da İngiltere Büyük locasına bağlı olarak kurulan (1856, 1860, 1861) localarda, Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa, Prens (Said) Halim Paşa,hünâr yaveri Mahmud Paşa, Mevlevi şeyhi Ataullah Efendi, Polis müdürü Said Mehmed, çeşitli din ve ordu ileri gelenleri bulunuyordu. Yine bu tarihlerde Fransa Büyük locasının İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde açtığı localarda, müşir Fuad Paşa, Pertev Paşa gibi seçkin kişiler yer alıyordu. 1861'de Mısırlı Prens Halim Paşa "Osmanlı Şurayı Ali"sini kurdu. Bu sırada şehzade Murad Efendi (V. Murad), kardeşleri Nureddin ve Kemaleddin Efendiler, Reşid Paşa, Fuad Paşa, Süleyman Paşa gibi kimseler de mason localarına girdiler.
Türkiye'de Masonluk, 1723'te düzenli bir şekil aldı. 1738'de Halep ve İzmir'de mason locaları gelişti ve bunlara, ileri gelen Türkler üye oldu... 1784'te Polonya Büyük locası, İstanbul'fa bir loca daha kuruldu. 1787'de İzmir'de Cenevre'ye bağlı bir loca açıldı.
Gerçek Masonluğa kuruluşundan beri, kadınlar alınmaz. Fransa'daki kadınları alan veya yalnız kadınların alındıkları localar, düzenli olarak kabul edilmez ve masonların böyle locaları ziyareti yasaktır.
Sevdiğiniz çicek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa yıldızlara bakmak mutluluğumuz için yeterlidir. "Çiçeğim işte şunlardan birinde," deriz kendi kendimize.