Doğada tanrısallığa delalet eden hiçbir şey görmeseydim olumsuz karar verirdim; her yerde bir Yaratıcı’nın emarelerini görseydim huzur içinde imanda karar kılardım. Fakat inkâr edemeyecek kadar fazla, emin olamayacak kadar da az şey gördüğümden müşkül bir durumdayım. Ve bu durumdayken belki yüz defa şunu arzu etmişimdir: Doğayı var kılan bir Tanrı’ysa doğa da onu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koysun veya doğada görünen Tanrı emareleri yanıltıcıysa doğa onları tümüyle yok etsin. Yani doğa ya her şeyi söylesin ya hiçbir şey söylemesin ki, hangi tarafta karar kılacağımı bileyim. Oysa kim olduğumu, ne yapmam gerektiğini bilmediğim bu durumdayken ne hâlimin ne de ne yapmam gerektiğinin farkındayım. Takip edebileyim diye gerçek iyinin nerede olduğunu bulmaya tüm kalbimle özlem duyuyorum.
Ölümlü oluşumuzu teselli etmek için filozofların hiçbir vakit dillerinden düşürmedikleri bir ikilem vardır: Ruh ya ölümlüdür ya da ölümsüz. Ölümlüyse artık acı duymayacaktır; ölümsüzse iyileşerek yoluna devam eder. İkilemin diğer ucuna ise hiç temas etmezler: Ya kötüleşerek yoluna devam ederse ne olacak? Gelecek acılarla ilgili gözdağı vermeyi şairlere bırakırlar.
Bkz. Montaigne, Denemeler, II. Kitap, 12. Bölüm.·Kitabı okudu
Evrenin sonsuz olduğunu düşünen Pascal'a göre her nokta merkez olarak alınabileceğinden güneş merkezli veya yermerkezli sistemlerin birbirlerine karşı bir üstünlüğü yoktur, oysa ruhun ölümsüzlüğü gibi bir mesele tüm hayatı etkileyecek öneme sahiptir.