bala. •itc

Puan vermedi·360 syf.··
2026 4. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 11:25
Bulgaristan Türkleri, tarih boyunca özellikle kimlik, dil ve inanç alanlarında asimilasyon politikalarına maruz kalmış bir topluluktur. Buna rağmen halk kültürünü ve inanç dünyasını günlük yaşamlarında asimile olmadan korumayı başarmışlardır. Eserde, Bulgaristan Türklerinin doğumdan ölüme kadar uzanan yaşam döngüsü içinde geliştirdikleri halk inanışları ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Nazar, bereket, hastalık, yağmur duası, uğur–uğursuzluk gibi konular ve halkın günlük yaşantısı, sözlü anlatıları ve ritüelleri üzerinden açıklanıyor. Yazar, inanışları aktarırken onları sadece “batıl” olarak nitelendirmiyor çünkü aksine bu inanışların tarihsel, sosyal ve kültürel arka planını göstermeye çalışıyor. kitabın en güçlü yanlarından biri de bu bence. Bir millet kültürünü koruduğu sürece asimilasyona karşı direnç göstereceğine inanıyorum. Özellikle baskı, göç ya da kimliksizleştirme politikalarının uygulandığı dönemlerde kültür, toplumu ayakta tutan görünmez bir güç hâline gelir, kısacası kültür milletin mihenk taşıdır.
Tarih-Araştırma
Bulgaristan Türklerinin Halk İnanışlarıYağmur Alkır · Mavi Gök Yayınları · 20243 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Nasıl fikir aksiyondan kopunca ölürse fikir adamı da ölür.
Puan vermedi·424 syf.··
2026 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 12:33
Roman, özellikle 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesini merkeze alarak, Osmanlı’nın son dönemlerinden Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyet’e uzanan süreci anlatıyor. Kaptan, tarihi düz bir zaman çizgisi olarak değil, bireylerin hayatına doğrudan etki eden karmaşık bir süreç olarak ele alıyor. Romanda Kurtuluş Savaşı, sadece kazanılmış bir askerî başarı olarak görülmüyor. Attilâ İlhan’a göre bu savaş, halkın kendi kaderini eline alma iradesini temsil etmekte. Bu yönüyle Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet’in temelini oluşturan düşünsel ve ahlaki bir zemindir. Ancak roman boyunca bu zeminin zamanla zayıfladığı, toplumun ortak idealler yerine çıkar ilişkilerine yöneldiği aşikar. “Sırtlan payı” kavramı da tam olarak burada anlam kazanıyor işte: Herkesin ortak değerden değil, kendi çıkarından pay almaya çalıştığı bir düzen eleştirilir. 27 Mayıs ise romanda tek başına olumlanan ya da tamamen reddedilen bir olay değildir. İlhan, bu müdahaleyi anlamaya çalışırken asıl olarak şu soruyu sorar: Bu noktaya neden gelinmiştir? Ona göre 27 Mayıs, geçmişte çözülememiş sorunların ve Cumhuriyet’in kuruluş ideallerinden uzaklaşılmasının bir sonucudur. Yani sorun yalnızca bir askeri müdahale değil, onu mümkün kılan toplumsal ve tarihsel koşullardır. Felsefi açıdan bakıldığında Attilâ İlhan’ın tarih anlayışı gayet dengeli. Tarihi sadece bireylerin düşüncelerine indirgemez ama insanı da tamamen koşulların aksiyonsuz bir ürünü olarak görmüyor. İnsan hem tarih tarafından şekillendirilir hem de tarihi şekillendirme potansiyeline sahip. Roman kahramanları bu ikilemin içinde yer alıyor geçmişle hesaplaşmaya çalışırlar ama çoğu zaman bunun ağırlığını taşımakta zorlanırlar. İlhan’a göre Kurtuluş Savaşı’nın yarattığı toplumsal bilinç sürdürülemediği için, Cumhuriyet döneminde ciddi kırılmalar yaşanmıştır. 27
Roman
Sırtlan PayıAttila İlhan · Bilgi Yayınevi · 2000183 okunma
Halk:"Yaşasın ölümüm, kahrolsun yaşamım!"
Puan vermedi·358 syf.··
2025 1. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2025 21:40
1) Tarihi siyasi ve politik bir roman özelliği taşıyan bu kitap Fransız İhtilali ve Fransa-İngiltere arasındaki çekişmeleri anlatıyor aslında. Bu Roman bana Jean-Léon Gérôme'nin Pollice Verso - romalı gladyatör- tablosunu hatırlattı. Eğer bir suç büyük bir kalabalık tarafından işlenirse o şey suç olmaktan çıkar. Ve halkın öfkeyle akan selini hiç bir kuvvet durduramaz. 2) Kitapta doğru algı yönetimi ile bir topluluğun fikirlerinin çok kısa bir süre içerisinde değişebileceğinin üzerinde de oldukça çok durulmuş. Buna şu satırlarla örnek verebilirim. "İşte o an insan hislerinin ne kadar çabuk değişebilecek olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu. Karardan önce mahkumu parçalamayı düşünen halk şimdi gözyaşlarına boğulmuştu." 3) Temelini halkın refahi ve demokrasinin almadığı bir Cumhuriyet ne kadar kalıcı-yıkıcı olabilir? insan özgürlüğünü nasıl kazanabilir? Özgürlüğün bu ilk yılında başlayan fırtınaya kim karşı koyabilir? Soruları kitabı okurken beynimizde parlayacaktır. İyinin sahte görüntüsüne aldanan halk çoğu zaman felaketini ister ve büyük umutlarla ve abartılı vaadlerle kolayca yoldan çıkarılabilir. Bu noktada derviş Niccolo Machiavelli'ye kulak vermek en doğrusu olacaktır. #251908465 Çok akıcı bir kitap olmasa da yarattığı etki güzeldi. dönemin özgürlük arayışının sonucunda ortaya çıkan kral-özgürlük-kargaşa üçgenini anlamanız için oldukça faydalı olacağını düşünüyorum.
1000Kitap
İki Şehrin HikayesiCharles Dickens · Venedik Yayınları · 201676,6bin okunma
Zannım bu ki sen de sarhoş oldun Tanrım.
Puan vermedi·143 syf.··
2024 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2024 23:39
En zor anlarımızda sığındığımız "umut" denilen yalanın, realitenin ilk ışıklarında yüzümüze tokat atmasının hemen ardından okunması gereken bir kitap. En umutsuz ve karanlık durumlara ağlamak yerine gülmeyi seçmenin kitabı, yazar kara mizahı son derecede başarılı kullanmış. Sosyal kabullere, tabulara, etiklere kıçı ile gülen bir Tanrı görüyoruz kitapta; oldukça muzip, geveze bir Tanrı. Her iyi şeyin arkasından mutlaka kötü şeyler gelmesi, başa gelen felaketlerin insanoğlunda uyandırdığı "Madem Tanrı iyi, neden kötülüğü yarattı", sorusu ile başbaşa kalması, kitabı okurken daha çok beyninizi kurcalıyor. İyi ve kötü Tanrı'dan gelen bir şey mi, eğer öyleyse iyilik ve kötülük kavramı her çağda neden farklı hallerde karşımıza çıkıyor. Tanrının çağdaş olduğu tek konu bu mu acaba? Bana göre iyilik ve kötülük insanın zamanın şartlarına göre kılıfa sokabileceği unsurlar. bugün iyi olarak addedilen bir durum başka bir çağda suç sayılabilir. İnsan beyni sonuçta, değişime ayak uydurmak için oyunlar oynayabilir ve bunu bizim normalimiz haline getirebilir. Aziz Pierre ile Tanrı arasında geçen sohbetler: Tanrı'nın varlığını sorgulamaya başlayanların aklına gelebilecek senaryolardan oluşuyor. Ben de mutlu olduğum ve her şeyin iyi geçtiği anlarda gökyüzüne bakarak "Ulu Tanrım herhalde bugün benimle uğraşmayı unuttun?" diyerek latife ediyorum. Bu durumdan rahatsız oluyor gerek ki çok geçmeden bir tatsızlıkla karşılaşıyorum. :D Zor anlarımızda sığınabileceğimiz ilahi bir güç olduğu düşüncesi insana çok sempatik geliyor. Lakin var olduğunu düşündüğümüz o ilahi güç başımıza gelecek musibetlere, haberi olduğu halde, engel olamıyorsa, onu ilahi yapan şey ne ki? Tanrı beni yaratıp başıma gelecekleri izleyerek ne amaçlamış olabilir. Yoksa Tanrı beni yarattığını unuttu mu?.. Her neyse fazla
1000Kitap
Muzip TanrıJean-Louis Fournier · Chiviyazıları Yayınları · 2006452 okunma
"Hiciv, daima hürriyetsizlikten doğmuştur"
Puan vermedi·271 syf.··
2024 44. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 19 Eylül 2024 22:51
Ben hicvedebilen insanların cesaretine, tok sözlülüğüne ve hazır cevaplı olmasına hep hayran kalmışımdır. çok büyük yetenek, kendisine toplumda önemli bir yer addedilen şahısların toplumun içindeki sıradan insanlar tarafından fiziksel bir şiddete başvurulmadan eleştirilebilmesi takdire şayan gerçekten. Falih Rıfkı Atay'ın da dediği gibi "yerinde bir nüktenin, bin yumruktan daha terbiyeci olduğunu kavrayabilseydik!" Edebiyatımızda oldukça geniş bir yer tutan hiciv ve hezl (şaka- mizah) meşrutiyetten sonra genişlemeye başlamıştır. Başlıktan da anladığınız üzere, hiciv için; bastırılmış duygu ve düşüncelerin rahatsız edici bir nitelik taşıyacak şekilde dışa vurulmasıdır diyebiliriz. Kitapta hicvin rahatsız ediciliğini şu şekilde dile getirilmiştir. "Hiciv, zalimin hayasız suratında, istibdatın namert alnında açılmış, derin kırbaç yarasıdır. Seyrinden iğrenme ve iç sıkıntısı hissedersiniz..." Tarihte Heccavların ellerine kelepçe vurulsa da dillerine vurulamamıştır, bu yüzden bazıları sivri dilinin bedelini canı ile ödemiştir maalesef. sultan 4. Murat'ı hicvetmesi ile zalimce öldürülen nefi'nin ölüme giderken bile hicvetmeye devam etmiş, celladına gülümsemiştir. Şair Eşref ' e gelmek istiyorum. Çok sevdiğim bir heccav olduğu için kitapta ona oldukça geniş bir yer verilmesi çok hoşuma gitti. Hicviyeler kitabında özellikle vakit ayırdığım yaman ve realist şairimizin ise en sevdiğim mısraları ise şunlardır; "Bir soğan soyuluyor, yaşarıyor gözler. Bir devlet soyuluyor, aldırmıyor öküzler." Hürriyete aşık olan şair Eşref kendisine şöyle seslenmiştir. "Eşrefâ! Hürriyyet uğrunda fedâ olsak nola?" Yine şair Eşref'i doğruyu söylemekten hiç bir şeyin alı koyamayacağını, karşısındaki kim olursa olsun hicvedeceğini Hicviyeler kitabında geçen şu sözleri ile dile getirmiştir; "Eylemem
Edebiyat
Hiciv Edebiyati AntolojisiHilmi Yücebaş · Aka Yayınevi · 196118 okunma