Bulgaristan Türkleri, tarih boyunca özellikle kimlik, dil ve inanç alanlarında asimilasyon politikalarına maruz kalmış bir topluluktur. Buna rağmen halk kültürünü ve inanç dünyasını günlük yaşamlarında asimile olmadan korumayı başarmışlardır.
Eserde, Bulgaristan Türklerinin doğumdan ölüme kadar uzanan yaşam döngüsü içinde geliştirdikleri halk inanışları ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Nazar, bereket, hastalık, yağmur duası, uğur–uğursuzluk gibi konular ve halkın günlük yaşantısı, sözlü anlatıları ve ritüelleri üzerinden açıklanıyor. Yazar, inanışları aktarırken onları sadece “batıl” olarak nitelendirmiyor çünkü aksine bu inanışların tarihsel, sosyal ve kültürel arka planını göstermeye çalışıyor. kitabın en güçlü yanlarından biri de bu bence.
Bir millet kültürünü koruduğu sürece asimilasyona karşı direnç göstereceğine inanıyorum. Özellikle baskı, göç ya da kimliksizleştirme politikalarının uygulandığı dönemlerde kültür, toplumu ayakta tutan görünmez bir güç hâline gelir, kısacası kültür milletin mihenk taşıdır.